ARA
HİKMET EHLİ ZATLAR BUYURUYOR Kİ
Sevgi varsa mesele yok
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Herkes ahirette, dünyadayken kızdıklarıyla değil, sevdikleriyle beraber olacaktır.

Salihlerle beraber olmalı. Eğer ilim sahibiysek, ilmimiz onlara faydalı olur. İlim sahibi değilsek, onlardan bir şeyler öğreniriz. Allahü teâlâyı hatırlamayanlarla, unutanlarla beraber olmamalı. İlim ehli de olsak, ilmimizin onlara faydası olmaz. İlim ehli değilsek, daha çok zarara gireriz. Eğer Allahü teâlâ onlara gazap ederse, biz de helak oluruz. İyilerle beraberken, Allahü teâlâ onlara rahmet ederse, layık olmasak da, biz de o rahmetten faydalanırız.

Bir kimse, salihler gibi amel işlese, fakat günahkârlarla düşüp kalksa, iyi amelleri boşa gider, kıyamette kötülerle beraber haşrolur. Bir kimse de, kötüler gibi amel işlese, fakat salihleri sevse, onlarla beraber olsa, günahları iyiliğe çevrilir, iyilerle beraber haşrolur.

Evliya bir zat talebelerine buyurur ki:
(Ahirette amellerin ihlâslı olanları bir tarafa, ihlâssız olanları bir tarafa ayrılacak. Allahü teâlâ müminin ne kadar ihlâslı ameli varsa, onlara bakacak. Eğer ihlâs yoksa, ona hiç faydası olmayacaktır. İhlâslı olanlar kurtulacak, ihlâssız olanlar kurtulmayacaktır. Onun için, ihlâslı olun!)

O zatın talebelerinden biri, (Bu anlatılanlar bende yok, o halde hocamı boş yere oyalamayayım) der ve dergâhı terk eder. Birkaç gün sonra o mübarek zat, (Bir talebemiz vardı, nerede o?) diye sorunca, diğer talebeler, (Efendim, o arkadaş, “Bende ihlâs yok, hocamı boşuna meşgul etmeyeyim” diye gitti) dediler. O zat, (Hemen onu bulup, zorla da olsa buraya getirin) der. Bir yerde yakalayıp getirirler. Büyük zat o talebeye sorar:
- Evladım niçin gittin?
- Efendim, o anlattığınız vasıflar bende yok, ben çok berbat birisiyim, bende ihlâs yok.
- Sende ihlâs yoksa, bizim anlattıklarımızda, bizim sohbetlerimizde ihlâs var, o mutlaka sana tesir eder. Hadi diyelim ki tesir etmedi, hep böyle kaldın, fakat unutma ki, Peygamber efendimiz, (Dünyada kim kimi severse, ahirette de onunla beraber olacaktır) buyuruyor. Sen beni sevmiyor musun?
- Elbette seviyorum hocam.
- Sen ahirette benimle beraber olmak istemez misin?
- Elbette isterim hocam.
- O zaman bir daha böyle yapma, aklınla hareket etme! İhlâs sahibi olmak çok iyidir, ancak ihlâs yoksa da sevgi var, beraber olmak var. O bakımdan evladım, aynı gemide olmak büyük saadettir. Dünyada kim kimi seviyorsa, ahirette onunla beraber olacaktır.

Bunun üzerine talebe orada kalır ve sevdikleri sayesinde kurtulur.

İmam-ı Ahmed Rabbani Hazretleri

1563 yılında Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır. İmam-ı Rabbani, Rabbani âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı Müceddid-i elf-i sani, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, Sıla ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için, Faruki nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, Serhendidenilmiştir.   Devamını Oku

Devamını Oku

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri

Ehl-i sünnetin reisidir. Fıkıh bilgilerini, Ehl-i sünnet itikadını topladı. Yüzlerce talebesine öğretip, kitaplara geçirilmesine sebep oldu. Müslümanlar tarafından kağıt imali bunun zamanında başladı.
Derin ilmi, keskin zekası, aklı, zühdü, takvası, hilmi, salahı ve cömertliği yüzlerce kitaplara yazılıp anlatılmıştır. Talebesi pek çok olup, büyük müctehidler, âlimler yetiştirdi. Ehl-i sünnetin yüzde sekseni Hanefi mezhebindedir.
Asıl adı Numan’dır. 80 (m. 699) senesinde Kufe’de doğup, 150 [m.767]’de Bağdat’ta şehid edildi.   Devamını Oku

Devamını Oku

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri

Büyük İslâm âlimlerinden ve evliyânın en meşhûrlarından. Künyesi Ebû Muhammed’dir. Muhyiddîn, Gavs-ül-a’zam, Kutb-i Rabbanî, Sultân-ı evliyâ, Kutb-i a’zam, Bâz-ül-Eşheb gibi lakâbları vardır. 470 (m. 1077) senesinde İran’ın Geylân şehrinde doğdu. Bu sebeple de Geylânî denilmiştir. 561 (m. 1166)’de 91 yaşında iken Bağdad’da vefât etti.

Devamını Oku

Devamını Oku

Yavuz Sultan Selim Han

İslâm halîfelerinin yetmişdördüncüsü ve Osmanlı pâdişâhlarının dokuzuncusu. İkinci Bâyezîd Hân’ın oğlu, Sultan Süleymân Hân’ın babasıdır. Hilâfeti, Osmanlı pâdişâhlarına bağlayan padişahtır. 875(m. 1470)’de Amasya’da doğdu. 920(m. 1514)’de Çaldıran’da İran şahı İsmâil-i Safevî’yi mağlub ederek, bozuk inanışlarının yayılmasını önledi. Böylece İslâmiyete büyük hizmet etti. 923(m. 1517) senesinde Mısır’ı aldı. Haremeyn-i şerîfeyn de ele girmiş oldu. Hutbelerde ismini; “Mekke ve Medine’nin hizmetçisi” diye okuttu. Son Abbasî halîfesi olan, Ya’kûb bin Müstemsik-billah’dan mukaddes emânetleri alarak halîfe oldu.    Devamını Oku

Devamını Oku

Şeyh Şamil Hazretleri

Meşhûr Kafkas kahramanı, âlim ve velî. Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihyâ etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücâdelesinin en unutulmaz siması ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücâhid. 1212 (m. 1797) senesinde Dağıstan’ın Gimri köyünde doğdu. Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali’ye, âdetlerine uyarak, Şâmil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar.
Devamını Oku

Devamını Oku

Fatih Sultan Mehmet Han

İstanbul’u fetheden Osmanlı sultânı. Din ve fen bilgilerinde âlim, kerâmetler sahibi ve velî. 835 (m. 1432) senesinde Edirne’de doğdu. Babası altıncı Osmanlı Pâdişâhı Murâd Hân olup, annesi Hümâ Hâtun’dur. Fâtih Sultan Mehmed Hân. Önce Manisa’da sancak beyi oldu. Ondört yaşında babasının yerine ilk defa pâdişâh oldu. 855 (m. 1451) yılında kesin olarak Osmanlı tahtına oturdu, İstanbul’u fethetti. 886 (m. 1481) yılında vefât edip, Muhyiddîn Ebü’l-Vefâ hazretleri tarafından kıldırılan cenâze namazından sonra, İstanbul’da yaptırdığı Fâtih Câmii’nin bahçesindeki türbesine defnedildi.    Devamını Oku

Devamını Oku