ARA
HİKMET EHLİ ZATLAR BUYURUYOR Kİ
Hakkı bâtıldan ayırmak
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Eskiden, Peygamber efendimize tam tâbi olan, Onun sünnetine tam uyan mürşid-i kâmil denilen büyük zatlar vardı. Bu zatlar, her hâliyle, her sözüyle İslamiyet’i temsil ederlerdi. Onlardan birine giden, hiçbir şey bilmese bile, onun hâline, yaşayışına, oturup kalkmasına, sözlerine bakar, Müslümanlığı öğrenirdi. Onların abdest almaları, namaz kılmaları, oturuşları, hareketleri sünnete tam uygundu. Onlar gibi yapan İslâmiyet’e uymuş olurdu. Şimdi böyle imkânlar neredeyse kalmadığına göre yapılacak iş, onların hayatlarını öğrenmek, onların Allahü teâlânın sevgili kulu olduğuna inanmaktır. Bu da büyük bir meziyet, büyük bir keramettir.

Silsile-i aliyye büyüklerinden Abdülhâlık Goncdüvani hazretleri, oğluna yazdığı vasiyette buyurdu ki:
Oğlum, bu yolun büyükleri çok kıymetlidir. Bu büyük zatlar çok müstesnadır. Bunlar çok azdır, çok nadir gelir. Bunları bulmak, görmek, tanımak çok zor ele geçer. Eğer, böyle bir zatı ele geçirirsen, çok büyük saadet, çok büyük nimettir. Böyle yaşayan bir zat bulamasan bile, büyük bir zatı tanıyan ve seven, onların kitaplarını okuyan birini bulursan, hemen onun eline ayağına kapan, onun elini değil, ayağını öp! Sakın ondan ayrılma! O, senin için en büyük saadet ve kurtuluş vesilesidir. Çünkü o kıymetli zata muhabbet besleyen, ona inanan, ona tâbi olan kişi, hakla bâtılı ayırmıştır. Yani neyin imana zarar verdiğini, neyin vermeyeceğini, Allahü teâlânın neden razı olduğunu, neden razı olmadığını, imanın ve küfrün ne olduğunu ayırır. Bu büyükler, hakkı bâtıldan tam ayırırlar. Onları sevip tanıyanlar, onların yolunda olanlar da böyledir.

Hakkı bâtıldan ayırmak zor iştir. Peygamber efendimiz, (Allahümme erinel hakka hakkan ve erinel bâtıla bâtılan) diye dua ederdi. (Yâ Rabbi, hakkı hak olarak gösterip, ona uymayı; bâtılı bâtıl olarak gösterip, ondan kaçınmayı bana nasip eyle!) demektir.

Âhirette en kötü, en bedbaht insan, bâtıla hak diye sarılandır, ama orada eyvah demesinin bir faydası olmaz. O halde dünyada büyük zatların yolundan ayrılmamalı, kurda kuşa yem olmamalıdır.

İşte Peygamber efendimize tam tâbi olan, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin en büyük hususiyetleri, hakla bâtılı ayırmış olmalarıdır. Onun için, bu büyüklere tâbi olan, hakkı, bâtılı bilir, kâfir olmaz, imansız ölmez. Günahkâr olabilir, ama imansız olmaz, imanını kurtarır. Bu da bir insana yeter.

Küfürden kurtulmak, insanın kendi başına yapacağı iş değildir. Bir himmet, bir dua olmazsa çok zordur. Onların yolunda olan himmete kavuşur.

İmam-ı Ahmed Rabbani Hazretleri

1563 yılında Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır. İmam-ı Rabbani, Rabbani âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı Müceddid-i elf-i sani, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, Sıla ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için, Faruki nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, Serhendidenilmiştir.   Devamını Oku

Devamını Oku

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri

Ehl-i sünnetin reisidir. Fıkıh bilgilerini, Ehl-i sünnet itikadını topladı. Yüzlerce talebesine öğretip, kitaplara geçirilmesine sebep oldu. Müslümanlar tarafından kağıt imali bunun zamanında başladı.
Derin ilmi, keskin zekası, aklı, zühdü, takvası, hilmi, salahı ve cömertliği yüzlerce kitaplara yazılıp anlatılmıştır. Talebesi pek çok olup, büyük müctehidler, âlimler yetiştirdi. Ehl-i sünnetin yüzde sekseni Hanefi mezhebindedir.
Asıl adı Numan’dır. 80 (m. 699) senesinde Kufe’de doğup, 150 [m.767]’de Bağdat’ta şehid edildi.   Devamını Oku

Devamını Oku

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri

Büyük İslâm âlimlerinden ve evliyânın en meşhûrlarından. Künyesi Ebû Muhammed’dir. Muhyiddîn, Gavs-ül-a’zam, Kutb-i Rabbanî, Sultân-ı evliyâ, Kutb-i a’zam, Bâz-ül-Eşheb gibi lakâbları vardır. 470 (m. 1077) senesinde İran’ın Geylân şehrinde doğdu. Bu sebeple de Geylânî denilmiştir. 561 (m. 1166)’de 91 yaşında iken Bağdad’da vefât etti.

Devamını Oku

Devamını Oku

Yavuz Sultan Selim Han

İslâm halîfelerinin yetmişdördüncüsü ve Osmanlı pâdişâhlarının dokuzuncusu. İkinci Bâyezîd Hân’ın oğlu, Sultan Süleymân Hân’ın babasıdır. Hilâfeti, Osmanlı pâdişâhlarına bağlayan padişahtır. 875(m. 1470)’de Amasya’da doğdu. 920(m. 1514)’de Çaldıran’da İran şahı İsmâil-i Safevî’yi mağlub ederek, bozuk inanışlarının yayılmasını önledi. Böylece İslâmiyete büyük hizmet etti. 923(m. 1517) senesinde Mısır’ı aldı. Haremeyn-i şerîfeyn de ele girmiş oldu. Hutbelerde ismini; “Mekke ve Medine’nin hizmetçisi” diye okuttu. Son Abbasî halîfesi olan, Ya’kûb bin Müstemsik-billah’dan mukaddes emânetleri alarak halîfe oldu.    Devamını Oku

Devamını Oku

Şeyh Şamil Hazretleri

Meşhûr Kafkas kahramanı, âlim ve velî. Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihyâ etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücâdelesinin en unutulmaz siması ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücâhid. 1212 (m. 1797) senesinde Dağıstan’ın Gimri köyünde doğdu. Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali’ye, âdetlerine uyarak, Şâmil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar.
Devamını Oku

Devamını Oku

Fatih Sultan Mehmet Han

İstanbul’u fetheden Osmanlı sultânı. Din ve fen bilgilerinde âlim, kerâmetler sahibi ve velî. 835 (m. 1432) senesinde Edirne’de doğdu. Babası altıncı Osmanlı Pâdişâhı Murâd Hân olup, annesi Hümâ Hâtun’dur. Fâtih Sultan Mehmed Hân. Önce Manisa’da sancak beyi oldu. Ondört yaşında babasının yerine ilk defa pâdişâh oldu. 855 (m. 1451) yılında kesin olarak Osmanlı tahtına oturdu, İstanbul’u fethetti. 886 (m. 1481) yılında vefât edip, Muhyiddîn Ebü’l-Vefâ hazretleri tarafından kıldırılan cenâze namazından sonra, İstanbul’da yaptırdığı Fâtih Câmii’nin bahçesindeki türbesine defnedildi.    Devamını Oku

Devamını Oku