ARA
HİKMET EHLİ ZATLAR BUYURUYOR Kİ
Nasihat tutmayanı musibet tutar
* Her kabdan, içinde olan, dışarı sızar!

* Kendi aybını gören kimse, başkasının aybını göremez.
* Takva elbisesinden soyunan kimseyi hiçbir elbise örtemez.

* Zalimin kılıcını çeken, kendi elini keser.
* Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer.
* Kendi hatasını görmeyen, başkasının aybını büyük görür.

* Nefsinin kötü arzularına uyan helak olur.
* Aklı ile yetinen, uçurumdan yuvarlanır.
* İfrat ve tefrite düşen, zarara uğrar.

* Düşüklerle gezen, hakir olur. Ulema ile oturan, vakar sahibi olur.
* Kötülerin uğradığı yere giren kimse, ithama maruz kalır.

* İslam ahlakını hafife alan, pisliğe düşer.
* Başkasının malını ganimet sayan kimse, ele muhtaç olur.
* Netice almak isteyen, sabırlı olur.

* Ayağının bastığı yeri bilmeyen kimse, pişman olur.
* Tecrübelerden faydalanmayan, aldanır.
* Hak ehli ile çarpışan, çarpılır.

* Gücünün yetmediği yükü yüklenen kimse, âciz kalır.
* Ecelin geleceğini yakînen bilen kimse, emelini azaltır.
* Cehalet yoluna sapan kimse, adalet yolunu bırakır.

* Güzel ahlak güler yüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir.
* Sabır, tökezlemeyen binek, kanaat ise bükülmeyen kılıçtır.
* Göz gibi olma sakın, o dünyaları görür de kendisini göremez.

* Sır senin esirindir. Salıverdiğin zaman sen ona esir olursun.
* Konuşmadığın söze hiç pişman olmazsın.
* Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste!..

* Cahil davula benzer, gümbür gümbür öter; fakat içi boştur.
* Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
* Ateş düştüğü yeri yakar.

* Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
* Rüzgar eken fırtına biçer.
* Gönüle göre düş olmaz.

* Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder.
* Arı söğüdü, akıllı öğüdü sever.
* Ağaç yaş iken eğilir.

* Ayağını, yorganına göre uzat.
* Peyniri deri, kadını eri saklar.
* Deveye bindikten sonra çalı ardına gizlenmek olmaz.

* Kızını dövmeyen, dizini döver.
* Çok gezen ayakkabı eve pislik getirir.

* Sanat, altın bileziktir.
* Zararın neresinden dönülürse kârdır.

* Danışan dağı aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış.
* Destursuz bağa giren, hesapsız dayak yer.

* El ağzına bakan karısını tez boşar.
* İçi aydın olan, dışına ışık verir.
* İnsanın sözü hikmet, bakışı ibret ve susması ders olmalıdır.

* İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı.
* Kanaat gibi zenginlik olmaz.

* Kişinin sözü, amelinden çok olursa aklı noksandır.
* Tarihte her hareket hep bir kişinin ayağa kalkmasıyla başlar.

* Nasihat tutmayanı musibet tutar.
* Dost acı söyler.

İmam-ı Ahmed Rabbani Hazretleri

1563 yılında Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır. İmam-ı Rabbani, Rabbani âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı Müceddid-i elf-i sani, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, Sıla ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için, Faruki nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, Serhendidenilmiştir.   Devamını Oku

Devamını Oku

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri

Ehl-i sünnetin reisidir. Fıkıh bilgilerini, Ehl-i sünnet itikadını topladı. Yüzlerce talebesine öğretip, kitaplara geçirilmesine sebep oldu. Müslümanlar tarafından kağıt imali bunun zamanında başladı.
Derin ilmi, keskin zekası, aklı, zühdü, takvası, hilmi, salahı ve cömertliği yüzlerce kitaplara yazılıp anlatılmıştır. Talebesi pek çok olup, büyük müctehidler, âlimler yetiştirdi. Ehl-i sünnetin yüzde sekseni Hanefi mezhebindedir.
Asıl adı Numan’dır. 80 (m. 699) senesinde Kufe’de doğup, 150 [m.767]’de Bağdat’ta şehid edildi.   Devamını Oku

Devamını Oku

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri

Büyük İslâm âlimlerinden ve evliyânın en meşhûrlarından. Künyesi Ebû Muhammed’dir. Muhyiddîn, Gavs-ül-a’zam, Kutb-i Rabbanî, Sultân-ı evliyâ, Kutb-i a’zam, Bâz-ül-Eşheb gibi lakâbları vardır. 470 (m. 1077) senesinde İran’ın Geylân şehrinde doğdu. Bu sebeple de Geylânî denilmiştir. 561 (m. 1166)’de 91 yaşında iken Bağdad’da vefât etti.

Devamını Oku

Devamını Oku

Yavuz Sultan Selim Han

İslâm halîfelerinin yetmişdördüncüsü ve Osmanlı pâdişâhlarının dokuzuncusu. İkinci Bâyezîd Hân’ın oğlu, Sultan Süleymân Hân’ın babasıdır. Hilâfeti, Osmanlı pâdişâhlarına bağlayan padişahtır. 875(m. 1470)’de Amasya’da doğdu. 920(m. 1514)’de Çaldıran’da İran şahı İsmâil-i Safevî’yi mağlub ederek, bozuk inanışlarının yayılmasını önledi. Böylece İslâmiyete büyük hizmet etti. 923(m. 1517) senesinde Mısır’ı aldı. Haremeyn-i şerîfeyn de ele girmiş oldu. Hutbelerde ismini; “Mekke ve Medine’nin hizmetçisi” diye okuttu. Son Abbasî halîfesi olan, Ya’kûb bin Müstemsik-billah’dan mukaddes emânetleri alarak halîfe oldu.    Devamını Oku

Devamını Oku

Şeyh Şamil Hazretleri

Meşhûr Kafkas kahramanı, âlim ve velî. Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihyâ etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücâdelesinin en unutulmaz siması ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücâhid. 1212 (m. 1797) senesinde Dağıstan’ın Gimri köyünde doğdu. Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali’ye, âdetlerine uyarak, Şâmil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar.
Devamını Oku

Devamını Oku

Fatih Sultan Mehmet Han

İstanbul’u fetheden Osmanlı sultânı. Din ve fen bilgilerinde âlim, kerâmetler sahibi ve velî. 835 (m. 1432) senesinde Edirne’de doğdu. Babası altıncı Osmanlı Pâdişâhı Murâd Hân olup, annesi Hümâ Hâtun’dur. Fâtih Sultan Mehmed Hân. Önce Manisa’da sancak beyi oldu. Ondört yaşında babasının yerine ilk defa pâdişâh oldu. 855 (m. 1451) yılında kesin olarak Osmanlı tahtına oturdu, İstanbul’u fethetti. 886 (m. 1481) yılında vefât edip, Muhyiddîn Ebü’l-Vefâ hazretleri tarafından kıldırılan cenâze namazından sonra, İstanbul’da yaptırdığı Fâtih Câmii’nin bahçesindeki türbesine defnedildi.    Devamını Oku

Devamını Oku