ARA
HİKMET EHLİ ZATLAR BUYURUYOR Kİ
Ana baba ve hoca
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Dünyaya yeni gelen bebeğin hiçbir şeyden haberi olmaz. Annesi onu besler, büyütür, sonra kelimeler öğretir. Biraz daha büyüyünce, yürümeye çalışır, bir adım atıp düşer, bir daha derken, oradan oraya koşar. Konuşmaya başlar, bir şeyler öğrenmeye çalışır. Okula gönderilir, orada yamuk yumuk çizgiler çizer. Öğretmeni, ne güzel çiziyorsun diye takdir eder.

Evde, ana babanın neler çektiklerini, onlara sormalı. Bu, çocuğun dünyası için, ana babanın verdiği emektir. Ne kadar yaşayacağı da belli değil. Allahü teâlâ o çocuğun yetişmesi için yardımcılar veriyor. Şefkat, merhamet veriyor. Ağlayıp sızlamasına, kırıp dökmesine rağmen, çocuğa ihtimamla bakıyorlar.

Bir geçici dünya hayatı, bir de sonsuz ahiret hayatı var. Nasıl ki doğan çocuğu, annesi, babası ihtimamla büyütüyorsa, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi hakiki mürşid-i kâmiller, Müslümanı, gerçek bir anne baba gibi ahiret hayatına hazırlar. Hatalarını görmez, birdenbire her şeyi söylemez, azar azar, sohbetle yetiştire yetiştire, önemli bir seviyeye getirir.

İlmin aslı sevgidir
Bu büyükler işe, ilmin aslından başlarlar. İlmin aslı, sevgidir, çünkü insan sevdiğini dinler, sevmediğini dinlemez. Bu büyüklere ilk gidildiği zaman, gelenlere ne abdesti, ne guslü, ne de namazı anlatırlar. Sadece büyüklerin hayatını anlatırlar, kıymetli kitaplarını okurlar, Şah-ı Nakşibend hazretlerinden, İmam-ı Rabbani hazretlerinden bahsederler. Yani o büyüklerin sevgisini vermek, bu işin hazırlık safhasıdır. Ondan sonra, o gelenler, içlerine düşen o ateşle, İslamiyet'in bütün şartlarını, kalbden isteyerek, inanarak yerine getirmeye çalışırlar. Her an, namazı düşünürler, haramlardan kaçarlar. Bu büyükleri tanımayanların çocukları, babaları hoca bile olsa, niçin bu şekilde dindar olamıyorlar? Çünkü daha bu çocuk yeni yeni gelişirken, eline sopayı alıyor, kılmazsa namaz, vur kafasına, yaramazlık yaparsa vur eline! Yani sevgiden ziyade, korkuyla yetiştiriyorlar. Sadece korkunun hiçbir faydası olmaz. Burada korkar, başka yere gidince azar, kudurur. Su üstüne, buz üstüne, yazı yazılmaz, kaybolur gider. Mermere yazılırsa kolay kolay silinmez. Din büyüklerinin sevgisini vermek, mermere yazmak gibidir. Böyle sevgiyi verdikten sonra, bu adamı idama götürseler bile, ben önce namazımı kılayım, sonra idam edin der.

İmam-ı Ahmed Rabbani Hazretleri

1563 yılında Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır. İmam-ı Rabbani, Rabbani âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı Müceddid-i elf-i sani, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, Sıla ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için, Faruki nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, Serhendidenilmiştir.   Devamını Oku

Devamını Oku

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri

Ehl-i sünnetin reisidir. Fıkıh bilgilerini, Ehl-i sünnet itikadını topladı. Yüzlerce talebesine öğretip, kitaplara geçirilmesine sebep oldu. Müslümanlar tarafından kağıt imali bunun zamanında başladı.
Derin ilmi, keskin zekası, aklı, zühdü, takvası, hilmi, salahı ve cömertliği yüzlerce kitaplara yazılıp anlatılmıştır. Talebesi pek çok olup, büyük müctehidler, âlimler yetiştirdi. Ehl-i sünnetin yüzde sekseni Hanefi mezhebindedir.
Asıl adı Numan’dır. 80 (m. 699) senesinde Kufe’de doğup, 150 [m.767]’de Bağdat’ta şehid edildi.   Devamını Oku

Devamını Oku

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri

Büyük İslâm âlimlerinden ve evliyânın en meşhûrlarından. Künyesi Ebû Muhammed’dir. Muhyiddîn, Gavs-ül-a’zam, Kutb-i Rabbanî, Sultân-ı evliyâ, Kutb-i a’zam, Bâz-ül-Eşheb gibi lakâbları vardır. 470 (m. 1077) senesinde İran’ın Geylân şehrinde doğdu. Bu sebeple de Geylânî denilmiştir. 561 (m. 1166)’de 91 yaşında iken Bağdad’da vefât etti.

Devamını Oku

Devamını Oku

Yavuz Sultan Selim Han

İslâm halîfelerinin yetmişdördüncüsü ve Osmanlı pâdişâhlarının dokuzuncusu. İkinci Bâyezîd Hân’ın oğlu, Sultan Süleymân Hân’ın babasıdır. Hilâfeti, Osmanlı pâdişâhlarına bağlayan padişahtır. 875(m. 1470)’de Amasya’da doğdu. 920(m. 1514)’de Çaldıran’da İran şahı İsmâil-i Safevî’yi mağlub ederek, bozuk inanışlarının yayılmasını önledi. Böylece İslâmiyete büyük hizmet etti. 923(m. 1517) senesinde Mısır’ı aldı. Haremeyn-i şerîfeyn de ele girmiş oldu. Hutbelerde ismini; “Mekke ve Medine’nin hizmetçisi” diye okuttu. Son Abbasî halîfesi olan, Ya’kûb bin Müstemsik-billah’dan mukaddes emânetleri alarak halîfe oldu.    Devamını Oku

Devamını Oku

Şeyh Şamil Hazretleri

Meşhûr Kafkas kahramanı, âlim ve velî. Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihyâ etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücâdelesinin en unutulmaz siması ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücâhid. 1212 (m. 1797) senesinde Dağıstan’ın Gimri köyünde doğdu. Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali’ye, âdetlerine uyarak, Şâmil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar.
Devamını Oku

Devamını Oku

Fatih Sultan Mehmet Han

İstanbul’u fetheden Osmanlı sultânı. Din ve fen bilgilerinde âlim, kerâmetler sahibi ve velî. 835 (m. 1432) senesinde Edirne’de doğdu. Babası altıncı Osmanlı Pâdişâhı Murâd Hân olup, annesi Hümâ Hâtun’dur. Fâtih Sultan Mehmed Hân. Önce Manisa’da sancak beyi oldu. Ondört yaşında babasının yerine ilk defa pâdişâh oldu. 855 (m. 1451) yılında kesin olarak Osmanlı tahtına oturdu, İstanbul’u fethetti. 886 (m. 1481) yılında vefât edip, Muhyiddîn Ebü’l-Vefâ hazretleri tarafından kıldırılan cenâze namazından sonra, İstanbul’da yaptırdığı Fâtih Câmii’nin bahçesindeki türbesine defnedildi.    Devamını Oku

Devamını Oku