ARA
HİKMET EHLİ ZATLAR BUYURUYOR Kİ
Ormana düşen ateşten farksızdır
* Dört şey güzel hasletlerdendir: Doğru söz, doğru iş, samimi dostluk ve emanete riayet.

* Hakiki dost, sıkıntı zamanında imdada yetişendir.

* İstişare etmeden, yani danışmadan yapılan iş, isabetli olmaz.
* Salih bir kimsede, hayırlı mal ne güzeldir!

* Dünya hayatı çok kısadır. Ahiret azapları pek acı ve sonsuzdur. Bu ikisi arasındaki farkı iyi düşünüp ona göre hazırlanmalıdır.

* İnsanı terbiye etmek, ona ihsanda bulunmaktan daha hayırlıdır.
* İnsanın gözünü topraktan başka bir şey doldurmaz.

* Nefsini günahtan ve kötü ahlaktan korumayan kimseye, ilim fayda vermez.
* Halk iyi ise, iyi idareci gelir, halk kötü ise, kötü idareci gelir.

* Başkalarını her zaman af edin ama, kendinizi asla af etmeyin!

* Dünya malına ve mevkiine kavuşmak için uğraşıp da, ansızın bırakıp gidenlerden ibret almalıdır.

* Acele eden ya hata yapar, yahut hataya yakın olur.

* Ömür ne kadar uzun olursa olsun, ölüm yüz gösterince, o uzunluğun ne faydası olur?

* En zor üç şey: Sır saklamak, acıları unutmak ve zamanı değerlendirmek.
* Bir menfaat için yapılan iyilik, iyilik sayılmaz.

* Alay, şaka ve mizah, insanın şerefini azaltır.
* Birinin bir lira hakkını ödemek, binlerle sadaka vermekten daha hayırlıdır.

* Düşünmeden konuşan, pişman olur. Konuşmadan önce düşünen, selamet bulur.

* Fıkıh öğrenmeden tasavvufla uğraşan kimse, dinden çıkar ve zındık olur.

* Günah olan bir işte, kimseye yardım etmeyiniz!
* Saçının ağarmasından ibret almayana, nasihat kâr etmez.

* Nefsin aldanmasına, dünyanın yalancı ve geçici tadına kapılan, hayrın tadını alamaz.

* İnsan, söylemediği sözün hakimi, söylediği sözün mahkumudur.

* Göz, Allahü teâlânın kudret ve sanatını görmek içindir. Eşin-dostun ayıplarını ve haramları görmek için değildir.

* Sana lazım olmayan bilgileri, elde etmeye uğraşma! Zaruri bilgiyi öğren ve onunla amel et!

* Sabrın alameti; şikayeti terk, musibeti ve sıkıntıları gizlemektir.
* Akrabalar arasındaki düşmanlık, ormana düşen ateşten farksızdır.

* Hak yolda olan kimse, seçilmişlerdendir. Doğru ile yanlışı karıştıran ise cefa çeker.

* Cömertlik olmayınca malın, vefa olmayınca ise, arkadaşlığın hayrı olmaz.

* En büyük sermaye, Allahü teâlâya güvenip, insanlardan bir şey beklememektir.
* Biliniz ki; kalbin, dilin ve bedenin temiz olması, helal lokma yemeye bağlıdır.

İmam-ı Ahmed Rabbani Hazretleri

1563 yılında Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır. İmam-ı Rabbani, Rabbani âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı Müceddid-i elf-i sani, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, Sıla ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için, Faruki nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, Serhendidenilmiştir.   Devamını Oku

Devamını Oku

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri

Ehl-i sünnetin reisidir. Fıkıh bilgilerini, Ehl-i sünnet itikadını topladı. Yüzlerce talebesine öğretip, kitaplara geçirilmesine sebep oldu. Müslümanlar tarafından kağıt imali bunun zamanında başladı.
Derin ilmi, keskin zekası, aklı, zühdü, takvası, hilmi, salahı ve cömertliği yüzlerce kitaplara yazılıp anlatılmıştır. Talebesi pek çok olup, büyük müctehidler, âlimler yetiştirdi. Ehl-i sünnetin yüzde sekseni Hanefi mezhebindedir.
Asıl adı Numan’dır. 80 (m. 699) senesinde Kufe’de doğup, 150 [m.767]’de Bağdat’ta şehid edildi.   Devamını Oku

Devamını Oku

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri

Büyük İslâm âlimlerinden ve evliyânın en meşhûrlarından. Künyesi Ebû Muhammed’dir. Muhyiddîn, Gavs-ül-a’zam, Kutb-i Rabbanî, Sultân-ı evliyâ, Kutb-i a’zam, Bâz-ül-Eşheb gibi lakâbları vardır. 470 (m. 1077) senesinde İran’ın Geylân şehrinde doğdu. Bu sebeple de Geylânî denilmiştir. 561 (m. 1166)’de 91 yaşında iken Bağdad’da vefât etti.

Devamını Oku

Devamını Oku

Yavuz Sultan Selim Han

İslâm halîfelerinin yetmişdördüncüsü ve Osmanlı pâdişâhlarının dokuzuncusu. İkinci Bâyezîd Hân’ın oğlu, Sultan Süleymân Hân’ın babasıdır. Hilâfeti, Osmanlı pâdişâhlarına bağlayan padişahtır. 875(m. 1470)’de Amasya’da doğdu. 920(m. 1514)’de Çaldıran’da İran şahı İsmâil-i Safevî’yi mağlub ederek, bozuk inanışlarının yayılmasını önledi. Böylece İslâmiyete büyük hizmet etti. 923(m. 1517) senesinde Mısır’ı aldı. Haremeyn-i şerîfeyn de ele girmiş oldu. Hutbelerde ismini; “Mekke ve Medine’nin hizmetçisi” diye okuttu. Son Abbasî halîfesi olan, Ya’kûb bin Müstemsik-billah’dan mukaddes emânetleri alarak halîfe oldu.    Devamını Oku

Devamını Oku

Şeyh Şamil Hazretleri

Meşhûr Kafkas kahramanı, âlim ve velî. Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihyâ etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücâdelesinin en unutulmaz siması ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücâhid. 1212 (m. 1797) senesinde Dağıstan’ın Gimri köyünde doğdu. Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali’ye, âdetlerine uyarak, Şâmil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar.
Devamını Oku

Devamını Oku

Fatih Sultan Mehmet Han

İstanbul’u fetheden Osmanlı sultânı. Din ve fen bilgilerinde âlim, kerâmetler sahibi ve velî. 835 (m. 1432) senesinde Edirne’de doğdu. Babası altıncı Osmanlı Pâdişâhı Murâd Hân olup, annesi Hümâ Hâtun’dur. Fâtih Sultan Mehmed Hân. Önce Manisa’da sancak beyi oldu. Ondört yaşında babasının yerine ilk defa pâdişâh oldu. 855 (m. 1451) yılında kesin olarak Osmanlı tahtına oturdu, İstanbul’u fethetti. 886 (m. 1481) yılında vefât edip, Muhyiddîn Ebü’l-Vefâ hazretleri tarafından kıldırılan cenâze namazından sonra, İstanbul’da yaptırdığı Fâtih Câmii’nin bahçesindeki türbesine defnedildi.    Devamını Oku

Devamını Oku