ARA
HİKMET EHLİ ZATLAR BUYURUYOR Kİ
Allah’ın sevdiği tüccar
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Allahü teâlâ, her işinde doğru olan tüccarı sever, yalancıyı asla sevmez. Peygamber efendimiz, (Emin ve doğru sözlü tüccar, kıyamette, Peygamberlerle, sıddıklarla ve şehidlerle birlikte diriltilir) buyuruyor.

Ticaret, Allahü teâlânın gördüğü yerde yapılır. Allahü teâlânın görmediği yer olmadığına göre, kimseyi aldatmamalı, müşteriyi hep haklı görmeli. Ona naz yapmamalı, aksine onun nazını çekmeli. Ona Allah rızası için hizmet etmeyi nimet bilmeli. Allah için çalışmalı, yaptığım bu işten Rabbim razı mı, değil mi, diye düşünmeli. Peygamber efendimiz vefat etmeden önce, Bilal-i Habeşi hazretlerine buyurdu ki:
(Ya Bilal! Git, ümmetime haber ver! Eğer şu üç şeyi yaparlarsa, her işte başarılı olurlar:
1- Dosdoğru olsunlar, doğruluktan ayrılmasınlar.
2- Birlik ve beraberlik içinde olsunlar,
3- Niyetlerini düzeltsinler, yaptıkları her işi Allah rızası için yapsınlar.)

Allahü teâlâyı en fazla üzen günah, insanların kalbini kırmaktır. Mümin de, kâfir de olsa, kimsenin kalbini kırmamalı. İnsanların gönlünü almalı, onları sevindirmeli, kıymetlerini bilmeli. Müşteriyi, yolunacak kaz gibi, sağılacak inek gibi görmemeli, onları velinimet bilmeli.

Alışveriş Allah’ın takdiridir. Olup olmayacağını bilemeyiz, biz sadece sebebine yapışmalıyız. Mutlaka para diye yanlış iş yapmamalı, ama insanları kazanmayı ve onları memnun etmeyi vazife bilmeliyiz. Alçak gönüllü, sevgiyle dolu olanlar, her işte başarılı olurlar.

Az tamah çok zarar getirir. Hırs ve tamah, iki aç kurt gibidir, tamahkârı kemirir, bitirir. Onların hayatı böyle biter. Kanaatkâr olmalı, Allah’ın verdiği nimetlere şükretmeli.

Kanaatkâr olan çalışmaz mı? Elbette çalışır. Eğer pozitif enerji alırsa, duaya kavuşursa, onu kimse tutamaz, adımlarını sayamaz, fakat geçimsizse, sıkıntılıysa, onunla bununla kavgalıysa, yani kendini bitirmiş biriyse, düzgün iş yapması çok zordur. Başarının yüzde sekseni gönül almak, yüzde yirmisi çalışmaktır.

Önce dua, sonra para gelir. Bunu tersine çevirmek, önce para demek çok yanlıştır. Önce, dua almak için çalışmalı. Dua almak için de, iyilik etmemiz, karşımızdakinin önce sevgisini, güvenini kazanmamız şarttır. İnsan sevdiğini dinler, sevdiğine itaat eder. Sevgiyi kaybeden, geçici bir süre için belki başarılı gözükebilir, ama o başarı kalıcı olmaz. Biz bugünün değil, yarının tüccarı olmalıyız.

Müslümanlığın tarifine göre çalışmalı. Peygamber efendimiz, (Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kimsedir) buyurmuştur.

İmam-ı Ahmed Rabbani Hazretleri

1563 yılında Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. İmam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır. İmam-ı Rabbani, Rabbani âlim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil, olgun âlim demektir. Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı Müceddid-i elf-i sani, ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, Sıla ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için, Faruki nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, Serhendidenilmiştir.   Devamını Oku

Devamını Oku

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri

Ehl-i sünnetin reisidir. Fıkıh bilgilerini, Ehl-i sünnet itikadını topladı. Yüzlerce talebesine öğretip, kitaplara geçirilmesine sebep oldu. Müslümanlar tarafından kağıt imali bunun zamanında başladı.
Derin ilmi, keskin zekası, aklı, zühdü, takvası, hilmi, salahı ve cömertliği yüzlerce kitaplara yazılıp anlatılmıştır. Talebesi pek çok olup, büyük müctehidler, âlimler yetiştirdi. Ehl-i sünnetin yüzde sekseni Hanefi mezhebindedir.
Asıl adı Numan’dır. 80 (m. 699) senesinde Kufe’de doğup, 150 [m.767]’de Bağdat’ta şehid edildi.   Devamını Oku

Devamını Oku

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri

Büyük İslâm âlimlerinden ve evliyânın en meşhûrlarından. Künyesi Ebû Muhammed’dir. Muhyiddîn, Gavs-ül-a’zam, Kutb-i Rabbanî, Sultân-ı evliyâ, Kutb-i a’zam, Bâz-ül-Eşheb gibi lakâbları vardır. 470 (m. 1077) senesinde İran’ın Geylân şehrinde doğdu. Bu sebeple de Geylânî denilmiştir. 561 (m. 1166)’de 91 yaşında iken Bağdad’da vefât etti.

Devamını Oku

Devamını Oku

Yavuz Sultan Selim Han

İslâm halîfelerinin yetmişdördüncüsü ve Osmanlı pâdişâhlarının dokuzuncusu. İkinci Bâyezîd Hân’ın oğlu, Sultan Süleymân Hân’ın babasıdır. Hilâfeti, Osmanlı pâdişâhlarına bağlayan padişahtır. 875(m. 1470)’de Amasya’da doğdu. 920(m. 1514)’de Çaldıran’da İran şahı İsmâil-i Safevî’yi mağlub ederek, bozuk inanışlarının yayılmasını önledi. Böylece İslâmiyete büyük hizmet etti. 923(m. 1517) senesinde Mısır’ı aldı. Haremeyn-i şerîfeyn de ele girmiş oldu. Hutbelerde ismini; “Mekke ve Medine’nin hizmetçisi” diye okuttu. Son Abbasî halîfesi olan, Ya’kûb bin Müstemsik-billah’dan mukaddes emânetleri alarak halîfe oldu.    Devamını Oku

Devamını Oku

Şeyh Şamil Hazretleri

Meşhûr Kafkas kahramanı, âlim ve velî. Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihyâ etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücâdelesinin en unutulmaz siması ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücâhid. 1212 (m. 1797) senesinde Dağıstan’ın Gimri köyünde doğdu. Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali’ye, âdetlerine uyarak, Şâmil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar.
Devamını Oku

Devamını Oku

Fatih Sultan Mehmet Han

İstanbul’u fetheden Osmanlı sultânı. Din ve fen bilgilerinde âlim, kerâmetler sahibi ve velî. 835 (m. 1432) senesinde Edirne’de doğdu. Babası altıncı Osmanlı Pâdişâhı Murâd Hân olup, annesi Hümâ Hâtun’dur. Fâtih Sultan Mehmed Hân. Önce Manisa’da sancak beyi oldu. Ondört yaşında babasının yerine ilk defa pâdişâh oldu. 855 (m. 1451) yılında kesin olarak Osmanlı tahtına oturdu, İstanbul’u fethetti. 886 (m. 1481) yılında vefât edip, Muhyiddîn Ebü’l-Vefâ hazretleri tarafından kıldırılan cenâze namazından sonra, İstanbul’da yaptırdığı Fâtih Câmii’nin bahçesindeki türbesine defnedildi.    Devamını Oku

Devamını Oku