ARA
İSLAM ALİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ

Hadîs, tasavvuf ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi. Künyesi Ebû Abdullah olup ismi, Muhammed bin İsmâil bin Ali bin Abdullah bin Ahmed bin Meymûn’dur. Aslen Hadramutludur. Birçok âlimden ilim tahsil edip, hadîs ve fıkıh ilimlerinde âlim oldu. Tasavvuf yolunda ilerledi. Allahü teâlânın sevgili kullarıyla sohbet etti. Devamlı onlarla bulunmayı arzu eder, onlardan bir an ayrı kalmamaya çalışırdı. Vaktini Allahü teâlânın râzı olduğu işlerde geçirir, ilim öğrenir, talebe yetiştirir, emr-i ma’rûfta bulunmakla meşgûl olurdu. Ahlâkının güzelliği, ilminin çokluğu, dînine ve ibâdetine düşkünlüğü, cömertliği, tatlı dili ve güler yüzü, insanlar tarafından çok sevilmesine vesile oldu. Onu çok seven insanlar, onun gittiği yolu daha iyi öğrenmek için, nasihatlerini can kulağı ile dinlediler. Birçok kerâmetlerini gördüler. Bu durum, ihlâslarının ve hocalarına karşı sevenlerinin artmasına sebeb oldu. Ebû Abdullah Hadramî, Yemen’de Tihâme taraflarında Dıhhî köyünde yerleşti. Kendisine bir dergâh yaptı. Orada dersler vererek ilim öğretti. Ölü kalbleri diriltip, insanlara huzûr ve saadet hazînelerinin kapılarını açtı. Pekçok talebe yetiştirip kıymetli eserler yazdı. Talebeleri arasında oğulları İsmâil ve İbrâhim çok parlayıp, Rablerine lâyık kul, Resûlullaha lâyık ümmet, babalarına lâyık evlât olmaya gayret ettiler. Bu mübârek evlâtlarının hâlleri, kendisine doğmadan önce müjdelendi. Gâibten bir ses: “Ey Muhammed! Senin iki oğlun olacak. Biri fıkıh, diğeri de hadîs ve fıkıh âlimi olacak” diye onları haber vermişti.

Birçok kıymetli eserin müellifi olan Ebû Abdullah Hadramî, İmâm-ı Beyhekî hazretlerinin “Şa’b-ül-Îmân” adlı eserini de kısaltarak ba’zı ilâvelerde bulundu. Bu eser üzerinde çalışırken, birçok harikulade hâller müşâhede etti. Kitabın isminin “Kitâb-ül-mürtedâ” olması, kendisine keşf yoluyla bildirildi.

Kerâmet ve hâllerinden ba’zıları: Talebelerinden biri anlatır: “Rü’yâmda Resûlullahı ( aleyhisselâm ) gördüm. Lehac kadısı Muhammed bin Sa’îd Kurayzî’nin yazmış olduğu “Müstesfâ fî sünen-il-Mustafâ ( aleyhisselâm )” kitabını, Muhammed bin İsmâil Hadramî’den veya fakîh Ebü’l-Hadîd’den okumamı emir buyurdu. Rü’yâmı fıkıh âlimlerinden Ebû Muhammed’e anlattım. Bu rü’yâya çok sevinip; “Allahü teâlâya hamd olsun ki, Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) bu beldede (Yemen’de) “Müstesfâ” kitabının yazıldığı yerde okunmasını emir buyurdu. Bu emir, bu kitabın yazarının ve yazıldığı yerin faziletini gösterir” buyurdu. Ben de Ebû Abdullah Hadramî hazretlerine talebe oldum. Vefâtına kadar da yanından ayrılmadım.”

Yine aynı talebesi anlatır: “Birgün onun evinde uyuyordum. Bir gürültü ile uyandım. Uyuduğum evin kapısında iki kişi duruyorlardı. Biri kapının sağında biri de solundaydı. Sağdakinin Hızır aleyhisselâm ve soldakinin de İlyâs aleyhisselâm olduğunu söylediler. Hızır’ın (aleyhisselâm) koltuğunun altında bir paket vardı, İlyâs (aleyhisselâm), Hızır’a (aleyhisselâm) dönüp; “Buhârî’yi; fakîh Burhan Hadramî’den mi veya fakîh Ali bin Mes’ûd’dan mı veya Muhammed bin İsmâil Hadramî’den mi okumak doğru olur?” diye sordu. O da; “Nasıl ki İbn-i Abbâs ( radıyallahü anh ) insanlardan kendisini ilmî bakımdan ençok tatmin edeni olarak Ömer’i ( radıyallahü anh ) seçtiyse, ben de Muhammed bin İsmâil Hadramî’yi seçtim” buyurdu. Daha sonra da ortadan kayboldular.”

Ebû Abdullah Hadramî hazretleri ba’zan kendisinden geçer, “Kapı açıldı! Kapı açıldı!” diye bağırır, üzerini bir nûr kaplardı. Sesini duyan insanlar başına toplanır, duâ ederler, bu duâlarının kabûl olduğunu müşâhede ederlerdi.

Hadramut tarafları ba’zı kimseler tarafından işgal edilmeye başlanınca, arkadaşı Şeyh Ebü’l-Gays bin Cemîl mektûp yazarak, istilâcıların fitnesinden kurtulmak arzusuyla, Yemen illerine hicretine müsâade edilmesi için izin istedi. Muhammed bin İsmâil Hadramî, yazdığı cevabî mektûpta ona; “Benim çoluk-çocuğum var. Ailem kalabalıktır. Onları bırakıp göç etmem mümkün olmadığı gibi, onlarla beraber göç etmem de mümkün değildir. Bana iki cihetimi de korumak düşer, siz de cihetinizi himâye ediniz” buyurdu.

Ebû Abdullah Hadramî hazretleri, Dıhhî köyünde 651 (m. 1253) yılında vefât etti! Defni esnasında Şeyh Ebü’l-Gays bin Cemîl de hazır bulundu. Kabrine girip mübârek cesedini yerleştirdi. Bir saat kadar yanında kaldı. Sonra kabirden çıkınca; “Elhamdülillah! Onun vefâtı, Allahü teâlânın da’vetine icabet etmekten başka birşey olmadı” buyurdu.

¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾

1) Câmi’u kerâmât-il-evliyâ cild-1, sh. 127

2) El-A’lâm cild-6, sh. 36

ALFABETİK SIRA
HİCRÎ ASIRLAR