ARA
İSLAM ALİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ

Kırâat, tefsîr, hadîs, lügat, tasavvuf ve Mâlikî mezhebi fıkıh âlimi. Endülüs’te yetişen, her ilimde söz sahibi âlimler silsilesinin son halkalarından biridir. Künyesi Ebû Muhammed olup ismi, Abdurrahmân bin Muhammed bin Attâb bin Muhsin’dir. Memleketine nisbetle Kurtubî ve Endülüsî denildi. İbn-i Attâb diye meşhûr oldu. 433 (m. 1041) yılında Kurtuba’da doğdu. 520 (m. 1126) yılında aynı şehirde vefât etti. Kardeşinin oğlu ve talebesi Ebü’l-Kâsım Muhammed bin Abdülazîz bin Muhammed’in kıldırdığı cenâze namazından sonra, Kurtuba kabristanında Rebad mezarlığına defnedildi, Kabr-i şerîfi, uzun yıllar müslümanların ziyâret yerlerinden biri oldu.

Zamanının âlimlerinden olan babası Muhammed bin Attâb’dan, temel din ve âlet (yardımcı) ilimleri öğrenen İbn-i Attâb, kısa zamanda Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Arab dilinin inceliklerini, lügat ve nahiv ilimlerini öğrendi. Kırâat, tefsîr ve dil ilimlerinde âlim oldu. Kırâat ilmini yedi vecih üzere Ebû Muhammed bin Abdurrahmân bin, Muhammed bin Şuayb Mukrî’den öğrendi. “Kitâb-ül-Furûr”u, yazan Saîd’in emriyle Müverrih Ebû Mervân bin Hayyân’dan okuyarak icâzet aldı. Hadîs-i şerîf öğrenmek için seyahatlerde bulundu. Hadîsde insanların dayanağı, fıkıhta danışılacak mercii oldu. Tefsîrde eşi yoktu. Yedi kırâat âliminin kırâatlerini çok iyi bilirdi. Hadîs-i şerîf ilminde en çok rivâyette bulunduğu, hocası Ebü’l-Kâsım Hatem bin Muhammed Trablusî idi. İbn-i Attâb’ın ilim öğrendiği âlimler, zamanının en önde gelen âlimleri idi. Onların herbiri, değişik ilimlerde söz sahibi idi. İbn-i Attâb’a ilim öğretip icâzet veren âlimlerden ba’zıları şuhlardır Ebû Muhammed Mekkî bin Ebî Tâlib Mukrî, Ebû Abdullah Muhammed bin Âbid, Ebû Muhammed Abdullah bin Sa’îd Şenteciyâlî, Ebû Amr Sefâkasî, Ebû Hafs Zehrâvi, Ebû Ömer bin Mugîs, Ebû Ömer bin Abdülberr, Ebû Ömer bin Huza’, Kâdı Ebû Abdullah bin Şemmâh Nâfikî, Ebû Zekeriyyâ Kuley’î... Bu mübârek zâtlardan ve bunlar gibi birçok âlimden ilim öğrenen İbn-i Attâb’ın ençok istifâde ettiği âlim, babası Muhammed bin Attâb’tır. Babasından öğrenmiş olduğu bilgiler o kadar çoktu ki, yalnız ondan öğrendiği ilimler ve ondan miras kalan kitablarla, insanların fıkıhla ilgili mes’elelerini, hallederdi.

Önce gelen Endülüs âlimlerinin ilimlerini kendisinde toplayan İbn-i Attâb Kurtubî, talebelerini çok güzel yetiştirdi. İlmini tamamen onlara verdi. Ayrıca kitaplar da yazdı, ömrü boyunca, yalnız Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya gayret eden İbn-i Attâb, haramlardan ve şüpheli şeylerden çok sakınır, onlara yaklaşma korkusundan mübahların birçoğunu da terk ederdi. Tevâzuda (alçak gönüllülükte), yumuşak huylulukta, fazilet ve üstünlükte eşi yoktu, İlmi herkesten çok, Allahü teâlâdan korkusu herkesten fazla idi. İnsanlarla birlikte oturmaktan hoşlanır, onların kendi ilminden istifâdesini kolaylaştırırdı. İnsanlar, her türlü dünyâ ve âhıretle ilgili işlerinde ondan fetvâ alır, onunla istişâre ederlerdi! Uzun ömründe, bir aileden, dede, baba ve oğuldan her üçüne de hocalık yaptı. Allahü teâlânın sevgili kullarının sohbetlerinde bulunarak, kalbinin dünyâ pisliklerinden temizlenmiş olması, söz ve işlerinde dünyâ menfeatına iltifât etmemesi ve yalnız Allahü teâlânın rızâsını düşünmesi, herkes tarafından sevilmesine vesile oldu. İnsanlar, onun nasihatlerini can kulağı ile dinlediler. Çok uzak yerlerden gelerek iştirâk ettikleri sohbetlerinden, birçok şeyi öğrenmiş olarak ayrıldılar, öğrendiklerini yaşamaya ve başkalarına öğretmeye gayret ettiler. Bu mübârek insanların saçmış oldukları ilim, feyz ve bereket sebebiyle, İslâmın kalblere ferahlık veren ılık rüzgârı Endülüs’te yeniden eserek insanları huzûra boğdu. Daha sonra gelenlerin i’tikâdlarının bozukluğu ve barbar Avrupalıların eşi görülmemiş zulmü, müslümanlara acılı günler yaşattı.

Nasihatleri ve sohbetleri ile bir çok kimsenin kalblerini temizlemeye gayret eden İbn-i Attâb, kırâat, tecvîd, tefsîr, lügat, nahiv, hadîs ve Arabî ilimlerde pekçok talebe yetiştirdi. Talebeleri de hocaları gibi birçok ilimde söz sahibi olup, Allahü teâlânın dinini yaymak için çalıştılar.

Pekçok kıymetli eserin müellifi olan İbn-i Attâb’ın en meşhûr eseri, “Şifâ-üs-sudûr” adlı zühd ve incelikleri hakkındaki kitabıdır.

Ebü’l-Kâsım bin Hayr, Kurtuba Câmii’nde gördüğü bir rü’yâyı şöyle anlatır: “Dün rü’yâmda Ebû Muhammed bin Attâb’ı gördüm. Yüzü ay gibi parlıyordu. Ondan saçılan ışıkların aydınlığında, diğer insanların da yüzleri parlamaktaydı. Kendisine yaklaşıp, bu duruma nasıl kavuştuğunu sordum, İlmini müslümanların istifâdesine açık tutması ve onların sıkıntılarına sabretmesi sayesinde bu hâle kavuştuğunu söyledi.”

¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾

1) Tabakât-ül-müfessirîn cild-1, sh. 285

2) Ed-Dîbâc-ül-müzehheb sh. 150

3) Kitâb-üs-sile cild-1, sh. 285

4) Mu’cem-ül-müellifîn cild-5, sh. 184

5) Esmâ-ül-müellifîn cild-1, sh. 518

6) El-A’lâm cild-3, sh. 327

ALFABETİK SIRA
HİCRÎ ASIRLAR