ARA
SORULARLA İSLAMİYET / SESLİ

Merhaba
Sual:
Bazı yerlerde, gelen misafire merhaba deniyor. Merhaba ne anlama geliyor?
CEVAP
Burada rahat ol, serbest ol, hoş geldin, bizden sana zarar gelmez mânasındadır.


Boş giden, dolu döner
Sual:
Eskiden İmam-ı Rabbani, Abdülkadir-i Geylani hazretleri gibi mürşidler var idi. Onların huzuruna gidenler için, (Boş giden dolu döner, dolu giden boş döner) diyorlarmış. Bu ne demektir?
CEVAP
Ön yargılı gitmemeli. Ne derse, seve seve kabul eden bir düşünce ile gitmeli. Dolu şeye, bir şey koymazlar. Boş olarak gitmeli, dolu olarak dönmeli. Dolu giderse, yani kendinde bir varlık hissederek giderse, faydalanamaz, eli boş döner. Yardım edecek kimse de, elbette zengine değil fakir olana, ihtiyaç sahibi olana yardım eder. Doktorlar da, kendilerine tedavi için gelenleri, yani hastayım diyenleri tedavi ederler. Ben hasta değilim, benim bir şeyim yok diyenlere bakmazlar. İşte bunun gibi, ben biliyorum, ihtiyacım yok diyenler, elbette ilimden, feyizden mahrum kalırlar.


İmameyn, sekaleyn
Sual:
İlmihallerde, İmameyn, tarafeyn, şeyhayn, sahihayn, sekaleyn gibi kelimeler geçiyor. Bunlar ne anlama geliyor?
CEVAP
İmameyn
= İki imam demektir. İmam-ı Ebu Yusuf ile İmam-ı Muhammed için kullanılır.

Tarafeyn = İki taraf demektir. İmam-ı a’zam ile İmam-ı Muhammed için kullanılır.

Şeyhayn = İki şeyh, iki reis, iki büyük imam demektir. İmam-ı a’zamla İmam-ı Ebu Yusuf için kullanılır. En büyük iki halife anlamında Hazret-i Ebu Bekir ile Hazret-i Ömer için de kullanılır.

Sahihayn = İki sahih kitap demektir. Buhari ve Müslim için kullanılır.

Sekaleyn = İki ağırlık, iki taife ki, burada cin ve insan taifesi demektir. Cin ve insanlara fetva verene de, Müfti-yüs-sekaleyn denir. Mesela, Şeyh-ül İslam ibni Kemalpaşa, Müfti-yüs-sekaleyn idi.


Aleyhisselam
Sual:
Bazı kimseler Hazret-i Ali için aleyhisselam tabirini kullanıyor. Ali aleyhisselam diyorlar. Böyle söylemek uygun mudur?
CEVAP
Aleyhisselam
: Ona selam olsun demektir, bu tabir Peygamber için söylenir. Sahabi için, alim için evliya için söylenmez. Eğer söylenirse mefhum [kavram] karışıklığına sebep olur. Hatta Hazret-i Ali’ye peygamber diyenler de, Ali aleyhisselam diyorlar. Bu bakımdan Peygamberlerden başkasına aleyhisselam dememelidir. Asırlardır din kitaplarında böyle bildirilmiştir. Yeni bir şey çıkarmak da uygun olmaz.

Hazret-i Ali Eshab-ı kiramdandır. Bir erkek sahabi için Radıyallahü anh denir.
Bir âlim için Rahmetullahi aleyh denir.
Bir evliya için de, Kuddise sirruh denir.
Ölmüş bir mümin için de merhum veya rahmetli denir.
Bu deyimleri değiştirmek yanlış olur.


Bazı dini kelimelerin açıklamaları
Sual:
Bid'at, caiz gibi kelimeleri anlayamıyorum. Bunların bir kısmını yazdım. Açıklarsanız, dini yazı okurken bakarım.
CEVAP
Her ilim, ıstılahları [deyimleri] ile öğrenilir. Bu bakımdan Türkçesi olmayan kelimeleri öğrenmeniz şarttır. Bildirdiğiniz kelimelerin açıklamaları şöyle:

Abid: İbadetle meşgul olan.

Akıl-balig: Ergenlik çağına ulaşmış olan.

Akika:
Çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek niyetiyle kesilen hayvan.

Arefe: Zilhiccenin 9. günü. Kurban bayramından önceki gün. Başka güne arefe denmez.

Aşere-i mübeşşere:
Cennete girecekleri, dünyada iken ismen müjdelenen on Sahabi.

Ateist: Allahü teâlâya inanmayan, dinsiz.

Bid'at:
Sonradan ortaya çıkan şey. Zararlı olmayan âdetlerdeki değişiklikler günah olmaz. İbadette, bid'at yasaktır. Mesela papaz elbisesi giymek günah değil, haç takmak küfürdür.

Dar-ül-Harb:
İslam ahkamının tatbik edilmediği yer. Kâfir diyarı. İslam ahkamının tatbik edildiği yere, İslam diyarına Dar-ül-İslam denir.

Edille-i şeriyye:
Dinimiz için esas olan ve bunlara bağlı olan deliller. Edille-i şeriyye dörttür. Bunlar, Kitap [Kur'an-ı kerim], Sünnet, İcma ve Kıyastır.

Eshab:
Peygamber efendimizin mübarek arkadaşları. [Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde hepsinden razı olduğunu ve hepsine Cenneti vaat ettiğini bildirmiştir.]

Fıkıh:
Dinde yapılması ve yapılmaması gereken işleri bildiren ilim. Bu ilimden kendisine lazım olanları öğrenmek farzdır.

Feyz:
İlahi ihsan, lütuf, manevi nimetler.

Fakih: İctihad derecesine varmış âlim.

Fitne: Bölücülük yapmak, insanları sıkıntıya, belaya düşürmek.

Fuhş:
Çirkin söz ve iş.

Gayrimüslim: Müslüman olmayan. Daha çok hıristiyan ve yahudilere denir.

Halife:
Resulullah efendimizin vekili ve bütün Müslümanların reisi veya bir tasavvuf büyüğünün vazifelendirdiği talebesi.

Hacamat:
Deriyi keserek kan alma. Sülükle de olabilir.

Halvet: Yabancı bir kadınla bir erkeğin, bir yerde yalnız kalması.

Hasenat:
Güzel işler, iyilikler. Seyyiat ise bunun zıddıdır. Kötülükler, günahlar demektir.

Hatem-ül-enbiya: Peygamberlerin sonuncusu Muhammed aleyhisselam.

Hurmet-i musahere:
Herhangi bir kadına, şehvetle dokunmakla hasıl olan durum. Bir kadının herhangi bir yerine şehvetle dokunmak, hurmet-i musahereye sebep olur. Yani o kadının neseb ile ve süt ile olan anası ve kızları ile, o erkeğin evlenmesi haram olur.

Hubb-i fillah ve Buğd-i fillah:
Allah için sevip Allah için düşmanlık etmek.

Hüsn-i zan: İyi zan. Su-i zan: kötü zan.

İctihad:
Müctehid âlimlerin Kur'an-ı kerim ve hadis-i şeriflerden çıkardıkları hüküm.

İhlas: Bütün iş ve ibadetlerini yalnız Allah için yapmak. İhlas sahibine muhlis denir.

İddet:
Boşanan veya kocasının ölümü ile dul kalan kadının başka erkekle evlenebilmesi için beklemesi gereken zaman.

İrtidad:
Müslüman iken, İslam dinini terk etme. Terk edene mürted denir.

İskat ve Devir: Ölen Müslümanı, namaz oruç gibi borcundan kurtarmak için yapılan iş.

İstihare:
Bir işin hayırlı olup olmayacağını anlamak için, iki rekat namaz kıldıktan sonra, rüya görmek üzere uykuya yatma.

İstihaza:
Adet ve lohusalık dışında gelip oruca, namaza mani olmayan hastalık kanı.

İstiğfar: Allahü teâlâdan mağfiret, af dilemek.

İtikad:
Peygamber efendimizin, Allahü teâlâ tarafından, Peygamber olarak bütün insanlara getirdiği ve bildirdiği hususların hepsini kalben tasdik ederek inanma.

Kefaret:
Yanlışlıkla veya kasten işlenen bir günahın affı için dinin emrettiğini yapma.

Kelime-i Tevhid: "La ilahe illallah Muhammedün resulullah" sözü.

Kelime-i Temcid:
"La havle vela kuvvete illa billah" sözü.

Kerahet: İşlenen amelin sevabını gideren şeyler. Buna mekruh da denir.

Mahrem:
Nikah düşmeyen kimse. Namahrem, yabancı, kendisiyle evlenilmesi haram olmayan demektir. Herkese söylenmeyen gizli şeylere de mahrem denir.

Mahşer:
Kıyamette bütün mahlukatın dirildikten sonra hesap için toplanacakları yer.

Mendub: Yapılması halinde sevap, yapılmazsa günah olmayan şeyler.

Müdahene:
Gücü yettiği halde, haram işleyene mani olmamak.

Müdara: Dini veya dünyayı zarardan kurtarmak için, dünya menfaatinden vermek.

Mümin:
Resul-i Ekremin bildirdiklerinin hepsini beğenip, kalbi ile kabul eden, inanmayıp inkâr edene münkir veya kâfir denir.

Riyazet:
Nefsin isteklerini yapmamak. Nefsin istemediğini yapmak ise mücahededir.

Erzel-i ömür: Başkalarına muhtaç olunan sıkıntılı ihtiyarlık dönemi.

Ruhsat:
İslamiyet’in meşakkat ve zaruret gibi sebeplere bağlı olarak, ibadetlerde ve diğer işlerde tanıdığı izin ve kolaylık, kolaylık yolu, azimetin zıddı.

Salih:
Ehl-i sünnet itikadında olup genel olarak günah işlemeyen kimse.

Sapık: İtikad veya ibadetlerde Ehl-i sünnetten ayrılan.

Sütre:
Namaz kılanın önüne diktiği yarım metreden uzun çubuk.

Tahmid: "Elhamdülillah" sözü.

Nifak: Münafıklık.

Şikak: Uyuşmazlık.

Nefs-i emmare: Kötülük yapmak isteyen nefs.

Rüşdü hidayet :
Doğru yolu arayıp bulma.

İstikamet: Doğru yol.

Amel-i kesir:
Namazı bozan çok hareket.

Rükün: Namazın içindeki bir farz.

Rüku: Namazda, elleri dize koyup yaklaşık 90 derece eğilmek.

Necaset:
Gaita, idrar, kan gibi pislik.

Uzuv : Organ

Necis: Pis

Teganni:
Teganni, ırlamak, sesini hançeresinde tekrarlayıp türlü sesler çıkarmaktır. Yani, musiki perdesine uydurmak için, hareke, harf ve med [uzatmak] eklemek veya çıkarmak suretiyle kelimeleri bozmak demektir.

Tefekkür:
Allah’ın varlığını birliğini ve yarattıklarındaki hikmetleri düşünmek demektir.

Dimağı yorulur: Beyni yorulur demektir.

İtidal:
Orta yol, aşırılıklardan uzak olmak demektir.

Salik: Tasavvuf yoluna girmiş talebe, mürid.

Meşakkat:
Güçlük, zorluk

Harac: Sıkıntı, güçlük, zorluk

Taklit: İhtiyaç halinde, başka mezhebin o husustaki hükümlerine uymak.

Vaty:
Cinsel ilişki.

Cima: Karı koca arasındaki yani nikahlı olarak yapılan cinsel ilişki.

Zina: Nikahsız olarak yapılan cinsel ilişki.

Ferc:
Kadınların ön avret yeri

Dübür: Arka avret yeri

Dinde reform: Reform, ıslah etmek, bozulmuş bir şeyi düzelterek, eski doğru haline getirmek demektir. Hıristiyanlık bozulduğu için reform yapıldı. Müslümanlık bozulmadığı için böyle bir hareket bozmak olur. Bunun için reform yapmak isteyenlerin, dinimizi içten yıkmak istedikleri anlaşılmaktadır.

Esah: Bir meselenin hükmü hakkında müctehid âlimlerin kavillerinden en doğru olanı, demektir. Esah, sahih’ten daha kuvvetlidir. Bir misal: Suyu arayıp bulamayan kimse, teyemmüm edip namazını kıldıktan sonra, suyu görse, bu husus ihtilaflı ise de, Esah olan namazı iade etmez.

Sahih:
Fıkıh kitaplarında, müctehid âlimlerin kavillerinden birini tercih edip, (doğru olan budur) denilen kavildir. Bir misal: Erkeğin başını tıraş etmek mümkün olduğu için, saçını uzatıp örse bile, çözerek yıkaması gerekir. Sahih olan kavil budur. Çünkü erkeğin saçını örmesinde zaruret yoktur.

Müftabih:
Müctehid âlimlerin ictihadlarından uyulması gereken fetva demektir. Bir veya iki ayrı müctehidin bir iş hakkında iki ayrı kavli bulunsa, birine sahih, diğerine esah kavil dense, esah kavil ile fetva verilir. Herkesin ibadet yaparken ve haramlardan sakınırken kendi mezhebindeki âlimlerinin (Müftabih olan = fetva verilen kavil budur) diye bildirdikleri kavle uyması gerekir. Bir misal: Teşehhüdde şehadet kelimesini okurken, şehadet parmağı ile işaret edilmez. Fetva böyledir.

Mu’temed:
Müctehid âlimlerin, dini bir mevzudaki sözlerinden esas alınan kavildir. Bir misal: Balgam kusmak mu’temed kavle göre abdesti bozmaz.

İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Mudmerât’da deniyor ki: Fetvaya yarayan alametlere gelince, “fetva böyledir”, “bununla fetva verilir”, “biz bununla amel ederiz”, “itimad bunadır”, “bugünün ameli buna göredir”, “ümmetin ameli buna göredir”, “sahih olan budur”, “esah olan budur”, “muhtar olan budur” gibi sözlerdir. Bu sözlerin bazısı bazısından daha kuvvetlidir. Mesela; “Fetva bununladır” sözü, “fetva bunun üzerinedir” sözünden daha kuvvetlidir. Esah sözü, sahihten daha kuvvetlidir. Âdab-ül-müfti’de diyor ki: Mu’temed bir kitaptaki rivayetin altına esahtır, evladır veya benzeri bir ibare yazılırsa, o rivayetle fetva vermek caiz olduğu gibi, muhalifi ile de fetva verilebilir. Ama, rivayetin altına “sahihtir”, yahut “amel olunmuştur” veya “bununla fetva verilir”, “fetva böyledir” gibi sözler yazılmışsa muhalifi ile fetva verilemez. Ancak, Hidaye gibi bir kitapta bir kavil için, sahih olan budur, Kâfi’de de, muhalif kavil için sahih olan budur, denilirse, muhayyerlik sabit olur. Bu takdirde, fetva verecek olan müfti, kendine göre kuvvetli olanı tercih eder. (Redd-ül muhtâr)

Şirk:
Allahü teâlâya ortak yapmak, benzetmek demektir. Benzeten kimseye müşrik, denir. Küfrün çeşitleri vardır. Hepsinin en kötüsü, en büyüğü şirktir. Bir şeyin her çeşidini bildirmek için, çok defa, bunların en büyüğü söylenir. Bunun için, âyet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde bulunan şirk, her nevi küfür demektir. Mesela Nisa suresinin 48 ve 116. âyetinde mealen, (Allahü teâlâ, kendisine şirk koşanları [yani müşrikleri, kâfirleri] affetmez ve şirkten [yani her çeşit küfürden] başka olan günahları affeder) buyuruluyor.

Şu halde her çeşit günahın en kötüsü küfürdür. Küfür ise kâfirlik demektir.


Vahiy: Haber demektir. Deyim olarak da, Allahü teâlânın Cebrail aleyhisselam vasıtası ile Peygamberlerine gönderdiği haber demektir.

Vahiy, Peygamber efendimizin vefatı ile kesilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri (Peygamberlik sona ermiş ve vahiy kesilmiş, sona ermiş ve din kemal bulmuş ve nimet tamam olmuştur) buyuruyor.

Kısas-ı enbiya kitabının 410. sayfasında diyor ki:
Resulullah hayatta iken, vahiy geliyor ve ümmete tebliğ olunuyor idi. Ondan sonra artık vahiy kesildi, hiç kimseye vahiy gelmek ihtimali kalmadı.
Vahiy, iki türlüdür:
1-Vahy-i metlu,
2- Vahy-i gayri metlu

Cebrail aleyhisselam, Allahü teâlâdan aldığı haberleri getirerek Peygambere okur. Bu vahyin kelimeleri de, manaları da Allah’tan gelmiştir. Kur'an-ı kerim, vahy-i metludür.

Vahy-i gayri metlu, Allahü teâlâ tarafından Peygamberin kalbine bildirilir. Peygamber; bu vahyi, kendi bulduğu kelimelerle yanındakilere söyler. Bu sözlere, Hadis-i kudsi denir.
Vahiy, yalnız Peygamberlerin kalblerine gelir. Evliyaya da gelmez.


Veli:
Evliya, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmuş salih insan demektir.
Muhammed Salim hazretlerine, (Bir kimsenin veli olduğu nasıl anlaşılır?) dediklerinde, (Tatlı dili, güzel ahlakı, güler yüzü, cömertliği, münakaşa etmemesi, özürleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesi ile bir kimsenin veli olduğu anlaşılır) buyurdu.


Vera ve zühd: Haramlarla birlikte şüphelilerden de sakınmaya vera, helal malın fazlasından da sakınmaya ise Zühd denir. Tergib’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamet günü, Allahü teâlânın ihsanına kavuşacakların başında, vera ve zühd sahipleri bulunacaktır.)

(Vera sahibi imam arkasında kılınan namaz kabul olur. Vera sahibine verilen hediye kabul olur.
[Yani çok sevap verilir.] Vera sahibi ile oturmak ibadet olur. Onunla konuşmak, sadaka olur.)

(Vera sahibi imam ile kılınan iki rekat namaz, fasık ile kılınan bin rekattan daha efdaldir.)