ARA
SORULARLA İSLAMİYET / SESLİ

Hadis-i kudsi
Allahü teâlânın, Peygamberlerine haber vermesine, bildirmesine Vahiy denir. Vahiy, iki türlüdür:
Birincisi Cebrail aleyhisselamın, Allahü teâlâdan aldığı haberleri getirip Peygambere okumasına, Vahy-i metlu denir. Bu vahyin kelimeleri de, manaları da Allah’tan gelmiştir. Kur'an-ı kerim böyledir.

Vahyin ikinci kısmı, Vahy-i gayr-i metludür. Bu vahiy, Allahü teâlâ tarafından Peygamberin kalbine bildirilir. Peygamber, bu vahyi, kendi bulduğu kelimelerle yanındakilere söyler. Bu sözlere, Hadis-i kudsi denir. Hadis-i kudsinin kelimeleri, Peygamberdendir.

Peygamberin kelimeleri de, manaları da kendinden olan sözlerine, Hadis veya Hadis-i şerif denir.


Hasbiyallah
Bes Farsçadır. Allah bes ifadesinin Arapçası (Hasbiyallah) demektir. Hasbiyallah, Allah bana yetişir demektir. Hasbünallah ise, Allah bize yetişir, kâfi gelir demektir. İbrahim aleyhisselamı ateşe atarlarken, (Hasbiyallah ve nimel vekil) dedi. Yani (Bana, Allah’ım yetişir, O iyi yardımcıdır) dedi.

Kur'an-ı kerimde de böyle söylenmesi bildiriliyor:
(De ki, Allah bana kâfi, tevekkül eden ancak Ona tevekkül eder.) [Zümer 38]

Tevekkül eden ancak ona tevekkül eder demek, (Güvenip dayanacak olanlar, ancak Allahü teâlâya güvenip dayanırlar) demektir. Allah’tan başka güvenilecek, dost edinilecek hiçbir şey yoktur. Allah’tan gayrisine sığınmak örümcek ağına sığınmaya benzetilmiştir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah’tan başka dost edinenlerin hali, kendine yuva yapan örümceğin durumuna benzer. Halbuki evlerin en çürüğü örümcek yuvasıdır. Keşke bunu bilselerdi.) [Ankebut 41]

O halde Allah bes, hasbiyallah demeliyiz ve bu sözümüzde İbrahim aleyhisselam gibi durmalıyız.
Baki heves, masivadır, Allah’tan gayri şeylerdir. Allah’tan gayri şeylerle uğraşmak ise malayanidir. Hadis-i şerifte, (Bir kimsenin malayani ile vakit geçirmesi, Allahü teâlânın onu sevmediğine alamettir) buyuruluyor. (Mektubat-ı Rabbani) [Malayani, faydasız iş demektir.]


Feyz
Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın razı olduğu şeyleri yaptıran nurdur, bir kuvvettir. Feyzler, Resulullahın mübarek kalbinden yayılmakta, evliyanın kalbleri vasıtası ile, evliyayı çok seven kalblere gelmektedir. Feyze kavuşan bir insanın kalbi, ilimler, marifetler, kerametler hazinesi olur. Bu saadete kavuşmak için, Ehl-i sünnet itikadında olmak ve dinin emir ve yasaklarına uymak şarttır.

Bedeni besleyen rızklar ve kalbi temizleyen feyzler, ezelde takdir ve taksim edilmiştir. Fakat, bunlara kavuşmak için, âdet-i ilahiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak gerekir. Şartlarına uyarak çalışana elbet verilir. Kıymetli ulema ve evliyanın kitaplarından hazırlanmış olan Hakikat Kitabevi’nin yayınlarından ilmihal ve diğer kitaplardan her gün bir veya iki sayfa okuyan feyz alır. Feyz, nur demektir. Nur kalbe yağar, kalbi temizler. Okudukça kalb nurlanır. Okuduğunu da anlamaya başlar.

Evliya, Resulullahı iyi tanıdığı için, Onun mübarek kalbinden feyz alır ve bu feyzler, bunun kalbinden, kendisine bağlananların kalblerine akar. Feyz gelen kalb temizlenir. Ahlakı güzel olur. Velinin kalbindeki feyzler, nurlar, güneşin ziyası gibi yayılır. Onu seven Müslümanların kalblerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi, kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullahın sohbetinde, böyle kemale geldi.


Ahsen-ül halıkin
Sözlüğe bakılırsa, (Yaratıcıların en güzeli) demek olduğu, bir çok yaratıcı bulunduğu zannedilir. Piyasadaki Kur’an tercümeleri de bundan pek farklı sayılmaz. Onun için sözlükten, Kur'an tercümesinden din öğrenilmez. Muteber tefsirlere, akaid ve fıkıh kitaplarına bakmak gerekir.

Beydavi tefsirinin Şeyhzade haşiyesinde buyuruluyor ki:
("Ahsen-ül-halıkin" takdir edenlerin en iyisi, en güzeli demektir. Çünkü halketmenin hakiki manası, ihtira, inşa ve ibdadır. Bu kelime, yani halık, bu âyet-i kerimede takdir eden manasında kullanılmıştır. Çünkü ihtira manasındaki halketmek, Allahü teâlâdan başkası için düşünülmez ki, Allah onların en güzeli, densin.) [C.4, s. 68]


Allah razı olsun
Allah razı olsun demek, bu halinden Allah razı olsun demek değildir. Allahü teâlâ, seni razı olacağı hale getirsin manasında bir duadır. (Mektubat-ı Rabbani)


Allah’ın ipi ne demektir
Ahmed bin Muhammed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki:
Kur'an-ı kerimdeki (Allah’ın ipi)nden maksat, cemaattir. Cemaat da, fıkıh ve ilim sahipleridir. Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan dalalete düşer. Sivad-ı a'zam, fıkıh âlimlerinin yoludur. Fıkıh âlimlerinin yolu da, Peygamber efendimiz aleyhisselamın ve Hulefa-i raşidinin yoludur. Bu yoldan ayrılanlar, Cehenneme gider. Kurtuluş, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasındadır. Fırka-i sünnet vel cemaat fırkasındadır. Fırka-i naciyye, bugün dört mezhepte toplanmıştır. Bu zamanda bu dört hak mezhepten birine tâbi olmayan, bid'at sahibi olup Cehenneme gider.) [Tahtavi]

Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:
(Dindeki dört delil, müctehid âlimler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü biz, âyetten ve hadisten hüküm çıkaramayız. Bunun için, mezhebimizin bir hükmü, âyet ve hadise uymuyor gibi görünse de, mezhebimizin hükmüne uyulur. Yahut başka bir âyet veya hadisle değişmiştir, yahut tevil edilmesi gerekir. Bunları da ancak müctehid âlimler anlar. Bunun için tefsir ve hadis değil, âlimlerin kitaplarını okumamız gerekir.) [Berika s.94]


Allah’ın salât etmesi
Allah’ın salât etmesi rahmet, meleklerin salâtı dua, müminlerinki ise Peygamber efendimizin şefaatini taleptir. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Bana bir salevat getirene, Allah ve melekleri 70 salât getirir.) [İ.Ahmed]

Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin ismini işitenin ömründe bir defa salevat getirmesi farz, okuyunca, yazınca, söyleyince, işitince ilkinde söylemek vacip, tekrarında müstehaptır. (Redd-ül Muhtar)

Namazların sonunda okunan salli barikler salevattır. Peygamber efendimize salevat getirmek için Allahümme salli ala Muhammed ve ala âli Muhammed demek kâfidir. Salli barikleri okumak daha sevaptır. En kısa olarak Muhammed aleyhisselam denir. Peygamber efendimize salevat-ı şerife getirmenin fazileti çoktur.


Beytullah
Beyt, ev; Beytullah, Allah’ın evi demektir. Kâbe’ye "Beytullah" dendiği gibi, cami ve mescide de "Beytullah" denir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Yeryüzünde Allah’ın evleri, mescidlerdir. Oraya gelene Allahü teâlâ ikramda bulunur.) [Taberani]

(Mescidler Allah’ın evleridir. Oraya gelen müminler de Allah’ın birer ziyaretçisidir. Allahü teâlâ da ziyaretçisine ikram eder.)
[Hakim]

(Camiler, Allah’ın evleridir. Allahü teâlâ, camiye devam edenlerin, beden ve ruhlarının rahatını ve Sırattan geçip Cennete girmelerini tekeffül etmiştir.)
[Beyheki]

[Tekeffül, kefil olmak, birinin işlerini üzerine almak demektir.]

Beytullah, yani Allah’ın evi demek, Allah’a ibadet edilen, namaz kılınan yer demektir. Allah mekandan münezzehtir. Beytullah demekle Allahü teâlâya mekan ittihaz edilmiş olmaz. Allah mekandan münezzehtir.


Ehl-i sünnet vel-cemaat
Ehl-i sünnet vel-cemaat demek, Resulullahın ve eshab-ı kiramın gittikleri doğru yolda bulunan âlimler demektir. Hak olan cemaat ve yetmişüç fırka içinde Cehennemden kurtulacağı bildirilmiş olan Fırka-ı naciyye bunlardır. Kur'an-ı kerimde, (Parçalanmayın) buyuruldu. Bu âyet-i kerime, itikadda, inanılacak bilgilerde parçalanmayın demektir. Yani nefslerinize ve bozuk düşüncelerinize uyarak, doğru imandan ayrılmayın demektir. İtikadda ayrılmak, parçalanmak elbette hiç caiz değildir. Hadis-i şerifte de (Cemaat rahmet, ayrılık azaptır) buyuruldu.

(Parçalanmayın) âyet-i kerimesi fıkıh bilgilerinde ayrılmayın demek değildir. Ahkâmda, amellerde olan ictihad bilgilerindeki ayrılık, hakları, farzları, amellerdeki, ince bilgileri ortaya koymuştur. Eshab-ı kiram da, günlük işleri açıklayan bilgilerde, birbirlerinden ayrılmışlardı. Fakat, itikad bilgilerinde hiç ayrılıkları yoktu. Hadis-i şerifte, (Ümmetimin ayrılığı [mezheplere ayrılması] rahmettir) buyuruldu. Dört mezhebin, amel bilgilerinde ayrılması böyledir. (Hadika)


Ya ne demektir
Arapça ya kelimesinin Türkçesi yoktur. Türkçede buna ihtiyaç da yoktur. Ya kelimesini biz de her zaman ey diye yazıyorsak da, karşılığı değildir. Telefonda konuşurken hitap sözü olarak alo kullanılıyor. Arapçada da, birisine hitap ederken, “Ya falanca” denir. Türkçede böyle bir hitap şekli yoktur. Biz, “Ali buraya gel” deriz. Araplar, “Ya Ali buraya gel” derler.

Alo, İngilizce merhaba anlamında kullanılan hello kelimesinin Türkçedeki söyleniş şeklidir. Alo için Türkçe başka bir kelime olmadığı gibi, Arapça ya için de başka bir kelime yoktur. Araplar bile, telefonda alo diyorlar. Bu bakımdan ey Ali yerine ya Ali demek daha güzeldir.


İbadet ve taat ne demektir
Bir ilmi öğrenmek isteyen, o ilme ait kelime ve deyimleri bilmesi gerekir.
Allahü teâlânın rızasına kavuşmak ve sevap kazanmak niyeti ile farzları, sünnetleri yapmaya ve haramlardan ve mekruhlardan kaçınmaya [dinimizin hükümlerini] yerine getirmeye ibadet etmek denir.

Niyetsiz ibadet olmaz. Amel, üçe ayrılır:
1- Masıyet: Günah olan işler. İçki içmek gibi.

2- Taat:
Allahü teâlânın beğendiği şeyler. Taat yapan Müslümana sevap verilir. Sadaka vermek gibi. Taat, niyetsiz veya Allah için niyet ederek yapılınca, sevap hasıl olur. Taat yaparken, Allahü teâlâ için yaptığını bilmese de sevap hasıl olur. Sevap hasıl olması için, Allah rızası için niyet etmek lazım olan taate ibadet denir.

3- Mubah:
Günah veya taat olduğu bildirilmemiş olan işler. Niyete göre, taat veya günah olur. Şık giyinmek gibi. Karşı cinse güzel görünmek, onu elde etmek için güzel giyinmek günah olur. İslam’ın vakarını korumak için güzel giyinmek ise taattir. Her mubah, iyi niyet ile yapılınca taat olur.

Bir kimse Allahü teâlâ için yaptığını bilerek taat yaparsa, buna Kurbet denir. Kurbet olan işi de yaparken sevap hasıl olması için niyet etmek şart değildir. Niyetsiz alınan abdest ibadet olmaz, kurbet olur ve bu abdestle Hanefi’de namaz kılınır.

Demek ki, her ibadet kurbet ve taat oluyor. Kur'an-ı kerim okumak, vakıf yapmak, köle azat etmek, sadaka vermek, abdest almak ve benzerleri yapılırken sevap hasıl olmak için, niyet lazım olmadığı için, kurbet ve taat oluyor. Fakat, ibadet değildir. Taat veya kurbet olan bir iş yapılırken, Allah için niyet edilirse, ibadet yapılmış olur. Allah rızası için taat yapmaya ve sevap kazanmak niyeti ile yapılan mubahlara kurbet denir.

Allahü teâlâyı tanımaya yarayan fizik, kimya, biyoloji, astronomi gibi bilgileri öğrenmek taattir, kurbet değildir. Çünkü kâfir, Allahü teâlânın varlığını, bunları öğrenirken değil, öğrendikten sonra anlar. Taat, kötü niyet ile yapılırsa, günah olur. Güzel niyetlerle taatin sevabı artar. Özetlersek:

İbadet:
Kulluk vazifelerini İslamiyet’in bildirdiği şekilde yerine getirmek demektir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, mesela namaz kılmak, zekat vermek gibi.

Taat:
Allahü teâlânın beğendiği şey. Buna hasene de denir. Sadaka vermek, Kur’an okumak gibi.

Kurbet:
Yakınlık. Taati, Allahü teâlâ için yapmak demektir. Mesela sadaka verirken, Allah rızası için vermeye niyet etmek kurbettir.

İsar,
muhtaç olduğu bir şeyi kendi kullanmayıp, muhtaç olana vermektir. İnsana gereken şeylerde isar yapılır. Kurbet ve ibadetlerde isar yapılmaz. Mesela örtünecek kadar elbisesi olan, bunu muhtaç olana vermez, kendi kullanır. Namazda ön saftaki yerini başkasına vermez. (Eşbah)


Sual:
Tam İlmihal’de deniyor ki:
(Taat veya kurbet olan bir iş yapılırken, Allah için niyet edilirse, ibadet yapılmış olur. Fakat bunlar, ibadet olarak emir olunmadı. Allahü teâlâyı tanımaya yarayan fizik, kimya, biyoloji, astronomi gibi bilgileri öğrenmek taattir, kurbet değildir. Çünkü kâfir, Allahü teâlânın varlığını, bunları öğrenirken değil, öğrendikten sonra anlar.)
Bu ilimleri öğrenmek kâfir için taat midir?
CEVAP
Hayır taat değildir. Taat olabilmesi için Müslüman olması gerekir. Orada, (Çünkü kâfir, Allahü teâlânın varlığını, bunları öğrenirken değil, öğrendikten sonra anlar) deniyor. Allah’ın varlığını anlayıp Müslüman olursa, o zaman okudukları taat olur.


Kul ne demektir?
Sual:
Eskiden halkın, padişaha "Kulunuz" diye kendini takdim ettiği, padişahın da halka, "Kulum" dediğini işitiyoruz. Bir de hâlâ bazı kimseler, (Ne yapalım emir kuluyuz) diyorlar. Yalnız Allah’a kul olunmaz mı? Bu sözler küfür değil midir?
CEVAP
Bazı kelimeler birkaç manaya gelir. Cümledeki yerlerine göre manaları değişir. Kul, mahluk, insan, köle, bende, emir altında bulunan, tâbi, mensup, hizmetçi gibi manalara gelir.
Sultana bağlı askerlere Kapı kulu denirdi.

Bende
kelimesi de kul demektir. Bendeniz, kulunuz demektir. Bu tabir bugün bile tevazu ifadesi olarak kullanılmaktadır.

Emir kuluyum
demek, emir altında çalışıyorum, benim de âmirim var demektir.

Ben Ali beyin kuluyum
demek, ben Ali beyin hizmetçisiyim demektir.

Padişahlar, tebasından olan sadık yardımcıları için "Kulum" tabirini kullanırlardı. Burada kulum, sağ kolum demektir.

Onun kapısına kul olamam demek, ona hizmetçilik edemem demektir.

Mevla kelimesi de yedi manaya gelir. Meşhur olan üç manası ilah, köle ve efendi demektir.
(Mevla’mızın rahmeti boldur) cümlesinde mevla, ilah manasındadır.

(Mevlana Halid-i Bağdadi, Mevlana Celaleddin-i Rumi kıymetli zatlardır) cümlesindeki mevla kelimesi, efendi demektir. Mevlana, efendimiz demektir.

(Hazret-i Bilal, Hazret-i Ebu Bekrin mevlası idi) cümlesinde mevla, azat edilmiş köle manasına gelir.

Bunun gibi bir çok kelime kullanıldığı yere göre mana alır. Sultanlar veya diğer büyük zatlar hakkında şanlarına yakışmayan bir şey duyunca, işin aslını öğrenmeden onlara suizan etmemeli.


Zalime ceza vermek
Sual:
Ehl-i sünnet kasidesinde (Zâlime imhal ederim; ihmalim yok dedi Yezdan) diye bir mısra var. Bunun anlamı nedir?
CEVAP
İmhal,
mühlet vermek, tehir etmek, geciktirmek; İhmal ise, önem vermemek, eksik bırakmak, Yezdan, ilah demektir.

Mısranın manası şöyle oluyor:
Cenab-ı Hak, (Zalime ceza vermeyi ihmal etmem, ama, tehir ederim) buyurdu.


Tab’an mekruh

Sual: Tab’an mekruh ne demektir?
CEVAP
Tab’an mekruh, insanın tabiatına çirkin gelen, tiksindiren şey demektir. Çiğ soğan ve sarımsak yemek gibi. Bunları yemek mubah, yani dinen mekruh değildir. Kokusu rahatsız ettiği için, tab’an mekruhtur. Dinen mekruh değildir.


Rahip ne demektir?
Sual:
Bir yazıda (“Ümmetin rahibi” diye anılan Amir bin Abdullah da, çok ağlar, ayakları şişinceye kadar namaz kılardı) ifadesi geçiyor. Rahip, burada ne anlama geliyor?
CEVAP
Bazı kelimelerin birkaç manası olabilir. Rahip, âbid yani, çok ibâdet eden demektir. Amir bin Abdullah hazretleri, “bu ümmetin âbidi” diye bildiriliyor. Bunu, ümmetin rahibi diye tercüme edilince, yanlış anlaşılmaya sebep olmuştur. Tercüme kitapların, hemen hepsinde, hatalar, indi [kişisel, keyfi] düşünceler bulunmaktadır. Kasıtlı yapanların dışında, özellikle, o dildeki deyimlerin, Türkçe’deki karşılıkları iyi bilinmediği için, kelime kelime tercüme ediliyor ve büyük yanlışlıklara sebep oluyor.

Rahip; keşiş, papaz ve aslan anlamına da gelir. Cümledeki yerine göre mana verilir. (Bir rahip, ormandaki bir geyiği parçaladı) denince, bunun, papaz değil aslan olduğu anlaşılır. (Bir rahip, kilisede istavroz çıkardı) denirse, bunun keşiş olduğu anlaşılır.

(Tabiinden, Amir bin Abdullah rahmetullahi aleyh rahip idi)
denince, bu zatın âbid, çok ibadet eden bir Müslüman olduğu anlaşılır. Eshab-ı kiramın arasında da, Amir bin Abdullah isminde, biri var idi. Bu zat, Ebu Ubeyde bin Cerrah diye meşhur olmuştur. (Amir bin Abdullah, Bedir’de babasını katletti) denince de, bunun sahabeden, Ebu Ubeyde bin Cerrah radıyallahü anh olduğu anlaşılır.