ARA
SORULARLA İSLAMİYET / SESLİ

Sual:
Kâbe’ye niçin mescid-i haram denilmiştir?
CEVAP
Orada, idamlığı da, öldürmek haram olduğu için.

Sual:
Ahmaklık ne demektir?
CEVAP
Zararlı iş görmektir.

Sual: Peder ne demektir? Baba yerine kullanmak caiz midir?
CEVAP
Peder, Farsça baba demektir. Kayınbabaya kayınpeder denir. Kullanmakta mahzur yoktur.

Sual: Cuma günü ruhun tanıdıkların evine gelmesi ne demektir?
CEVAP
Ruh madde değil, gelmesi, bilmek, tanımak demektir.

Sual:
Hadis-i şerifte başı ağrımayan birinin, Cehennemlik olduğu bildirilmiştir. Burada baş ağrısı ne demektir?
CEVAP
Dert demektir. Yani her Müslümana dert, keder gelir demektir. Mefhumu muhalifi muteber olmaktadır.

Sual: Feth suresinin başındaki "zenb" kelimesini ehl-i sünnet âlimleri nasıl tevil ediyorlar?
CEVAP
Oradaki zenb yani günah kelimesi, (Habibim seni geçmişte ve gelecekte günah işlemekten mahfuz buyurduk) anlamındadır.

Sual:
Bir kelimeyi çocuğa isim olarak konunca anlamı değişir mi?
CEVAP
Değişebilir. Misallerle açıklayalım. Mesela, İslam, cihad kelimeleri isim olarak konmuşsa, artık, İslam'a, Müslüman olmak denmez. Müslüman olan diye tarif edilir. Cihad kelimesine de savaş, savaş etmek denmez. Allah için savaşan denir. Cihad kelimesinin biraz daha kuvvetlisi Cahid'dir. Bunun da daha kuvvetlisi Mücahid'dir. İsim olarak konunca, artık, Cihad da, Cahid de, Mücahid de, biri diğerinden daha kuvvetli olmak üzere, cihad eden anlamına gelir.

Bunun gibi, Hicabi, utanmakla ilgili demektir. Ama bu isim olarak kullanılınca, mahcup, utangaç, hayâlı, edepli, terbiyeli, perdeli, namuslu gibi anlamlara gelir.
Hulki, Ruhi, Sulhi kelimeleri de böyledir.


Anam babam sana feda olsun
Sual:
Sahabelerin, Peygamberimize “Anam babam sana feda olsun” dediklerini okudum. Bu ne demektir? Niye kendileri feda olmuyor da ana babalarını feda ediyorlar? Peygamberimiz için “Ya Resulallah, canım sana feda olsun, sana ve yoluna kurban olayım” dediklerini okudum. Böyle söylemek caiz mi?
CEVAP
Evet caizdir. Eshab-ı kiram caiz olmayan şeyi yapmaz. Caiz olmasa idi, Peygamber efendimiz müdahale eder, öyle söylenmez diye bildirirdi.

(Anam babam sana feda olsun ya Resulallah) demek, (Senin emrini onların emrine tercih ederim) demektir.

Resulullah efendimizi, malımızdan mülkümüzden, ana babamızdan ve herkesten çok sevmemiz gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Beni ana-babasından, evladından ve herkesten daha çok sevmeyen, [hakiki] mümin olamaz.) [Buhari]


Ebu ne demektir
Sual:
Arapçada ebu baba demektir. Ancak arapça bilen bir bayan, (Ebu Hureyre kedi babası değil, kedili demektir, Ebu turab toprak babası değil topraklı demektir, böyle kelimeler lı, li anlamındadır) dedi. Doğrusu hangisidir?
CEVAP
İkisi de, Arapçadaki anlamını verememektedir. Önce baba kelimesi Türkçede ne anlamlara gelir bir bakalım:
İnsanlara iyilik eden, onları himayesine alan kimselere mecaz olarak, Baba adam, Fakir babası denir. Yaşlı kimselere de hürmeten Baba denir. Tekke büyüğüne de baba denirdi. Bektaşi babası gibi. Bugün çete başlarına mafya babası, parası çok olana da para babası denmektedir. Paranın babası olur mu? Demek ki burada baba o anlamda değil. Ebu Cehil, cahilin babası veya cahilli demek değil, cahilin daniskası, kuru cahil demektir. Ebu Hüreyre’deki baba da bu anlamdadır. Kedi babası, yani kediyi seven, kedileri bakıp gözeten, onlara şefkat gösteren kimse demektir.

Ebu Bekri Sıddık da böyle, doğruyu tasdik eden, katıksız tam doğru kimse demektir. Türkçede bunları ifade eden kelime olmadığı için zorlanıyoruz. Ebu Turab da öyle, toprakla haşır neşir olan, eli yüzü topraklı, toprağı, yani secde etmeyi seven gibi anlamları var. Ebu Hanife de öyle. Yani Hanif, doğru inanan, İslamiyet’e sarılan kimse demektir. Ebu Hanife, gerçek Müslümanların hamisi, koruyucusu, babası demektir. Yoksa bayanın dediği gibi hanefili değildir. Görüldüğü gibi, ebuyu baba diye tercüme etmek Türkçeye daha yakındır.


Ehven-i şer
Sual:
Ehven-i şer ne demektir?
CEVAP
Mecelle
’nin 29. maddesinde (Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur) buyuruluyor. İki şerden en az zararlısı tercih edilir. Yani iki zararlı şeyden birini tercih etmek mecburiyeti hasıl olursa, daha az zararlı olanı tercih edilir. (Müminin başına iki bela gelirse, hafifini seçsin!) hadis-i şerifine benzeyen mecelle maddeleri de şöyledir:
(Şiddetli zarar, en az, en hafif zarar ile önlenir.) [m. 27]

(Birbirine zıt iki zarardan büyük olanınkinden kurtulmak için az zararlı olanını tercih etmek gerekir.) [m. 28]

Önümüze çıkan şer iki de, beş de olabilir. Bizi ölüme mahkum edebilirler. (Ölümlerden ölüm beğen) diyebilirler. Yahut işkenceye tâbi tutabilirler. Elbette bunlardan bize tercih imkanı verilirse, en hafifini kabul etmemiz gerekir. İşte ehven-i şer bu demektir.

Şerlerden biri de, (Ben şer değil, hayrın tâ kendisiyim) diyebilir. Kendilerine teslim olursak, bizi kırk haramilere teslim edebilir. Bu bakımdan canımızı, malımızı emanet ettiğimiz kimsenin sözüne değil, varsa geçmişteki işlerine bakmak gerekir.

Şer grubunun içinden iyi niyetli birisi de çıkabilir. Fakat kuvvetliler mevcut iken, iyi niyetlinin yanına gitmek, hem bizim, hem de iyi niyetlinin felaketine sebep olur. Hayra koşmadan önce şerrin yok edilmesi gerekir. Mecelle’de buyuruluyor ki:
(Def-i mefasid, celb-i menafiden evladır.) [m. 30]

Yani mevcut zarardan korunmak, bozgunculuğu yok etmek, menfaat sağlamaktan önce gelir. Yani önce zarar yok edilir. Zarar yok edilmeden fayda temin edilemez. Dünya sevgisini kalbden çıkarmadan Allah sevgisini koymak mümkün olmaz. Kalbine Allah sevgisini koymak isteyen, haramlardan kaçarak dünya sevgisini kalbinden çıkarması gerekir. Kalbden dünya sevgisi çıkınca, Allah sevgisi kendiliğinden girer.

İman ile küfür birbirinin zıddıdır. İki zıt bir arada bulunamaz. Yani hem Allah sevgisi, hem de Ebu Cehlin sevgisi bir kalbde bulunamaz. (Ben hayrın tâ kendisiyim) dediği halde, şerle ittifak kurup haramilerin bağlanmış ellerini açan, hayrı da, şerri de bilmeyen gafil kimsedir.

Mühim bir husus da şudur: Sevdiğimiz birkaç kişinin hatırı, menfaati için birçok kimseye zarar vermek asla doğru olmaz. Aksine bu birkaç sevdiğimizi feda etmemiz yerinde olur. Nitekim Mecelle’de buyuruluyor ki:
(Çok kimseyi zarardan kurtarmak için bir veya birkaç kimseye zarar yapılabilir.) [m.26]

Birkaç kişi zarar görecek diye, bütün milletin zararına razı olmak akıl kârı değildir. Geçmiş tecrübelerden ibret almak lazımdır.


Eyvallah
Sual:
Eyvallah demek uygun mudur?
CEVAP
Eyvallah kelimesi Türkçede şu yerlerde kullanılmaktadır:
1- Birisi bir şey ikram edince, teşekkür ederim anlamında, eyvallah denir.

2-
Ayrılıp giderken, Allah’a ısmarladık anlamında eyvallah denir.

3-
Birisi yardım eder misiniz diye sorunca, evet anlamında eyvallah da deniyor.

Deyim olarak da, eyvallah demek, hoş görmek, eyvallah etmemek, kimseye boyun eğmemek, Eyvallahı olmamak, müdarası olmamak demektir. Arapça olarak, iy-vallah, vallahi öyledir anlamına gelir. Bu bakımdan mecbur kalmadıkça, bu kelimeyi kullanmamalıdır!


Fasık
Sual:
Fasık ne demektir? Fasıkla ilgili hükümler hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Haram işleyene, günah işlediği bilinene, açıktan günah işleyene fasık denir. Mesela namaz kılmayan, içki içen, kumar oynayan, yabancı kadınlara bakan, hanımını, kızını açık gezdiren fasıktır. İşlediği günaha da fısk denir. Küçük günaha devam eden de fasık olur. Fasıklar hakkında hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Fasık övülünce, Rabbimiz gadaba gelir.) [Beyheki]

(Dinin afeti üçtür: Fasık âlim, zalim idareci, cahil sofu.) [Deylemi]

(Fıskı aşikâre olan fasıka lanet olsun.) [Deylemi]

(Fıskını ilan eden fasık, hürmeti kaybetmiştir.) [Deylemi]

Bir kadın, üç günlük sefere, ancak kocası ile, fasık olmayan ebedi mahrem akrabası ile veya [ihtiyaç halinde] mürahık erkek çocuğu ile gidebilir. Fasık olan mahremi ile sefere çıkamaz.

[Mürahık
12 yaşını doldurmuş, henüz balig olmamış çocuk demektir. Mahrem, kardeş, amca, dayı gibi yakın akraba demektir.]

Müslüman kadın, fasık kadınların yanında da saçı açık duramaz. Mürted amca ve dayının yanında da açık duramaz. Mürted ana-babanın yanında, başı açık durmak caiz ise de, ellerini öpmek caiz değildir. Müslüman kadın, kâfir kadınla, zaruretsiz müsafeha edemez. Zaruret olunca, Hanbeli mezhebini taklit eder.

Fıskı yayılmış olmasa da, fasık erkek, saliha kızın, hatta salih kimsenin kızının küfvü [dengi] olamaz.

Azrail aleyhisselam, fasık ve kâfirlerin ruhunu diğer meleklere emrederek aldırır.

Malını hayrata sarf edip, fasık olan çocuğuna miras bırakmamalıdır. Çünkü, günaha yardım etmek olur. Fasık çocuğa nafakadan fazla para, mal vermemelidir. (Bezzâziyye)

Kâfir ve fasık doktora muayene ve tedavi caiz; fakat bunların sözleri ile ibadet bozulmaz. Mesela (Orucu aç, bu hastalık oruç tutmana manidir. Gusletme, su sana zararlıdır) dese, salih bir doktora sormak gerekir. Mütehassıs ve salih doktorun sözü ile hareket edilir.


Hayhuy etmek
Sual:
Seadet-i Ebediyye’nin üç yerinde, çalgı aletleri ile hayhuy etmenin zikir olmadığı bildiriliyor. Hay Allah demektir. Hayhuy neden zikir olmasın diyenlere nasıl cevap verelim?
CEVAP
Hayhuy, farsça bir kelimedir, gürültü, patırdı, karışıklık, kargaşa demektir. Kelimenin yarısını alıp, (hay, Allah demek) yanlıştır. Haydutluk kötü dense, hay kelimesine hakaret sayılır mı? Eğer bu işte, Seadet-i Ebediyye’yi tenkit etmek gibi, kötü bir maksat yoksa, bahsedilen tenkit koyu bir cehalet eseridir.

Hay arabide diri, canlı olmak, hayatta olmak demektir. Hayat, ilim, semi, basar, irade kudret, kelam, tekvin, Allahü teâlânın sıfatlarındandır. Bu sıfatları söyleyerek de zikir yapılmıyor. Buradan, (Hay veya hayat Allah’ın sıfatıdır. Hay diye zikredenlere karşı çıkılıyor) demek çok yanlıştır.

Çalgı ile zikretmek, la ilahe illallah demek de haramdır, küfürdür. Çalgı ile zikredenler, hayhuy demiyor, hayhuy ediyorlar. Hayhuy etmek gürültü çıkarmak demektir. Çalgılı zikir ibadet olmaz, hayhuy olur, haram olur, küfür olur.

Haydan gelen huya gider
, kolayca kazanılan şeyler, kolayca elden çıkar demektir. (Hay da, huy da Allah’tır, Allah’tan gelen Allah’a gider) demek yanlıştır.

Hayhay
baş üstüne demektir. Buradaki hayhay kelimesine de Allah demek yanlıştır.


Kalb gözü
Sual:
Baştaki göz mü yoksa kalbdeki göz mü daha iyi görür?
CEVAP
Kalb gözü, baştaki gözden daha keskin görür. Nitekim Kur'an-ı kerimde mealen, (Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı) buyuruluyor. (Necm 11)

Cenab-ı Hak, İbrahim aleyhisselamdaki kalb gözünü kastederek buyuruyor ki:
(Biz İbrahime, göklerin ve yerin gizli sırlarını gösterdik.) [Enam 75]

Bu görme işinden habersiz olana da "kalbi kör" buyuruyor. Kur'an-ı kerimde mealen, (Gerçekte gözler değil, sinedeki kalbler kör olur) buyuruluyor. (Hac 46)

Kalb körlüğü çok kötüdür. Kur'an-ı kerimde yine buyuruluyor ki:
(Dünyada [kalb gözü] kör olan, ahirette de kördür.) [İsra 72]

Hadis-i şerifte de, (Ümmetimden kalb gözü açık, ilham sahibi [evliya] kimseler vardır. [Hazret-i] Ömer bunlardan biridir) buyuruldu. (Buhari)


Kalb ve Yürek
Sual:
Bazıları kalb ile yüreği aynı manada kullanıyorlar. Bunlar farklı değil mi?
CEVAP
Kalb, göğsümüzün sol tarafındaki et parçası değildir. Buna, yürek denir. Yürek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Buna, gönül diyoruz. Gönül insanlarda bulunur, hayvanlarda bulunmaz. Bedendeki bütün aza, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde toplanır. İtikad eden, yani iman eden, kâfir olan, kalbdir. Kalbi temiz olan, dine uyar. Kalbi kötü olan dinden kaçar. Güzel, iyi ahlakın ve kötü huyların yeri kalbdir. Allahü teâlâ dinlerini Peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, herkese iyilik eder. Dünyada rahat, huzur içinde yaşarlar. Ahirette de, ebedi, sonsuz saadete kavuşurlar.


Keşke demek
Sual:
Keşke demek haram, hatta küfür diyorlar. Keşke demekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Keşke demek haram ve küfür değildir. Keşke demenin mahzuru olmaz. Ahiret nimetini kaçıran bir kimse, Allahü teâlânın takdirine isyan olarak değil de, pişmanlık olarak, keşke şu günahı işlemeseydim, keşke namazımı geciktirmeseydim demesi iyi olur, suçunu kabul edip özür dilemek olur, tevbe olur.

Fakat kadere isyan olacak işlerde, keşke bunları yapmasaydım demek doğru olmaz. Burada uygun olmayan keşke demek değil, kadere isyan etmek yanlıştır.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allah’a dayanıp işe giriş ve acze düşme! İş neticelenince, “Keşke şöyle yapsaydım” deme, “Allahü teâlâ böyle takdir etmiş” de, keşke demek, şeytanın işine yol açar.) [Müslim]

Bunun için İbni Mesud hazretleri buyuruyor ki:
(Olan bir işe keşke olmasa idi, olmayan bir işe keşke olsaydı demektense, ağzıma ateş almayı, kor yemeyi tercih ederim.)


Kıyamet ile ahiret
Sual:
Kıyamet ile ahiret aynı anlama mı gelir?
CEVAP
Ölümden önceki hayata Dünya hayatı, ölümden sonraki hayata Ahiret hayatı denir.
Ahiret hayatı üçe ayrılır:
Mezardan kalkıncaya kadar Kabir hayatı,
tekrar dirildikten, Cennete veya Cehenneme gidinceye kadar Kıyamet hayatı,
üçüncüsü Cennet ve Cehennem hayatıdır.


Muhlis ve Murad
Sual:
Muhlis ve Murad isimlerinin tasavvufi manaları nasıldır?
CEVAP
Muhlis
, ihlas sahibi demektir. İhlas, her işi, her ibadeti yalnız Allah rızası için yapmak demektir. Şu halde Muhlis, her işini Allah rızası için yapan demektir. Muhlis olarak ibadet etmek övülmüştür.
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(De ki, ben ancak Allah’a muhlis olarak ibadet ederim.) [Zümer 14]

Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(İhlas ile yapılan ibadet az da olsa insana kâfi gelir.) [Deylemi]

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Zahmet çekerek elde edilen, devamsız ihlasın sahiplerine Muhlis denir. Devamlı ihlas sahiplerine Muhlas denir. Muhlas olana ibadet yapmak, tatlı ve kolay olur. Çünkü bunlarda nefslerinin arzusu ve şeytanın vesvesesi kalmamıştır. Böyle ihlas, insanın kalbine ancak bir evliyanın kalbinden gelir. (c.1, m.59)

Murad
, istek, arzu demektir.
Tasavvufta ise Murad, seçilmiş kimse demektir.
Allahü teâlânın rızasına kavuşturucu iki yol vardır. Birisi talibler yolu, ikincisi, muradlar yolu. Buna ictiba yolu da denir. Yani seçilmişlerin yoludur. Birinci yoldaki talibler, sıkıntı çekerek yürürler. İkinci yoldaki muradlar ise sıkıntı çekmeden, hatta nazlı nazlı okşanarak maksada kavuşurlar. Bu yol, peygamberlerin ilerledikleri yoldur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah, dilediğini kendine seçer, kendine kavuşmak isteyenlere de, kavuşturan yolu gösterir.) [Şura 13]

Muradların yani seçilmişlerin bu yolu, peygamberlerin ilerledikleri yoldur. Bu yol bazı evliyaya da ihsan edilir. (Mektubat-ı Rabbani c.3,m.121)