ARA
SORULARLA İSLAMİYET / SESLİ

Sağ el ne demek?
Sual:
Buhari’deki bir hadiste, (Namaz hakkında Allah'tan korkun! Sağ elinizin mâlik olduğu şeyler [köleler] hakkında Allah'tan korkun! Kimsesiz, fakir, dul kadın ve yetimler hakkında Allah'tan korkun!) buyuruluyor. Hadiste niye sağ el deniyor?
CEVAP
Bunlar deyimdir. Türkçe’de de böyle deyimler vardır. (Elimin altında şu kadar mal var) veya (Elimin altında yüzlerce insan var) yahut (Bahsettiğiniz işi yapmak elimde değil) gibi ifadelerde geçen el kelimesinin hiç birisinin bildiğimiz el ile alakası yoktur. Buradaki el, güç, kuvvet, malik olmak anlamındadır. Arapça’da da, sağ el tabiri kullanılıyor. Kur’an-ı kerimde de, Allah için bir çok yerde el tabiri geçer. Hiç birisinin hakiki el ile alakası yoktur. Hepsi deyimdir.

Yukarıda bildirdiğiniz hadis-i şerif çok güzel bir nasihattir. Önce namaza önem verilmesi, sonra hizmetçilerimize iyi muamele edilmesi, fakir dul ve yetimlerin hakkının gözetilmesinin önemi bildiriliyor.

Saygı ifadeleri
Sual:
Aşağıdaki ifadelerin anlamları nedir? Kimler için kullanılır?
CEVAP
Anlamları ve kimler için kullanıldığı karşılarına yazılmıştır:

Aleyhisselam:
Ona selam olsun demektir, Peygamber için söylenir.
Aleyhimesselam: İkisine selam olsun demektir, Peygamberler için söylenir.
Aleyhimüsselam: Onlara selam olsun demektir, ikiden çok Peygamber için söylenir.

Radıyallahü anh:
Allah ondan razı olsun demektir, bir erkek sahabi için söylenir.
Radıyallahü anha: Allah ondan razı olsun demektir, bir kadın sahabi için söylenir.

Aleyhimürrıdvân:
Allah onlardan razı olsun demektir, Eshab-ı kiram için söylenir.
Rıdvanüllahi teâlâ aleyhim ecmain: Allahü teâlâ, hepsinden razı olsun demektir. Sahabe için söylenir.

Rahmetullahi aleyh:
Allah ona rahmet etsin demektir, bir âlim için söylenir.
Rahmetullahi aleyha: Allah ona rahmet etsin demektir, kadın için söylenir.
Rahmetullahi aleyhim: Allah onlara rahmet etsin demektir, âlimler için söylenir.
Aleyhirrahme: Allah rahmet etsin demektir, genelde bir âlim için söylenir.

Kuddise sirruh:
Allah onun sırrını mukaddes etsin demektir, evliya için kullanılır.
Kaddesallahü esrarehüm: Allah onların sırlarını mukaddes etsin demektir, evliya için söylenir.


İstanbul evliyaları demek
Sual:
Tasavvuf düşmanı iki Abduhcu yazar, “İstanbul evliyaları demek yanlıştır. Evliya, velinin çoğuludur. Çoğulun çoğulu olmaz” diyorlar. Türkçe’ye yerleşmiş olan böyle kelimeleri Türklerin kullandığı gibi kullanmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Abduhcu yazarların, Ehl-i sünnet kitaplarına çamur atabilmek için başka bir hata bulamayıp, “Çoğulun çoğulu olmaz” demeleri iki yönden yanlıştır:
1- Arapça’daki birçok çoğul kelime, Türkçe’ye tekil olarak geçmiştir. Arapça’da galat olsa da Türkçe’de olmaz. Aşağıdaki siyah harfli kelimeler, Arapça’da çoğul olduğu halde, Türkçe’de tekil olarak kullanılır.

Şaki = Eşkıya, şekil = eşkal, veled = evlad, tacir = tüccar, fakir= fukara, rızk = erzak, ihraç = ihracat, ithal= ithalat, sınıf = esnaf, misil = emsal, buud=ebad, ced = ecdad, edat = edevat, heram = ehram, lif = elyaf, şerif = eşraf, sevb = esvab, taraf = etraf, vasıf = evsaf, hayr = hayrat, hulk = ahlak, nefs = nüfus, akıllı = ukala, abdal = budala, varak = evrak.

Bu kelimelerin çoğulları, asırlardır tekil gibi kullanılmaktadır. Mesela, (Ukala bir eşkıya, bir evladımın ahlakını bozdu) denir; fakat (Akıllı bir şaki, veledimin hulkunu bozdu) denmez. Çoğullarının çoğulları da şöyle kullanılmaktadır:
(Eşkıyalar evlatlarımın ahlaklarını bozdu.)
(Anarşistlerin eşkalleri belirlendi.)
(Evlatlarınızı iyi yetiştirin.)
(Budalalar çok saf insanlardır.)

(Evrakları hazırla.)
(Tüccarların ihracatları çoğaldı.)
(Esnaflar da ithalata başladı.)
(Fukaraların erzakları yetmedi.)

(Emsalleri içinde en üstünü o.)
(Masanın ebatları büyüktü.)
(Ecdatlarımızı hayırla anarız.)
(Aletleri ve edevatları iyi saklayın.)

(Mısır ehramları meşhurdur.)
(Pamuk elyaflarının en iyisi idi.)
(Ali ağa köyün eşraflarındandır.)
(Yeni esvaplarımızı giyinmiştik.)

(Binaların etraflarına iyi bakın.)
(Malların evsaflarını bildirin.)
(Ne hayratlar yaptırmışlar.)
(Gençlerin ahlakları bozuluyor.)

(Almanların nüfusları azalıyor.)
(Her gün ukalalar türüyor.)
(Evliyalara dil uzatanlar çoğaldı.)

Bu kelimelerin Türkçe olarak böyle çoğul şeklinde söylenmesi yanlış değildir. Böyle yazmakla dini bir hata da işlenmiyor, Mason Abduh gibi, düşük faize helal denmiyor. Abduhcular niye alınıyor ki?

Evladın tekili velettir. Türkçe’de evlat yerine velet dense, hakaret kabul edilir. Tüccarlar yerine tacirler, erzaklar yerine rızklar, nüfus sayımı yerine nefslerin sayımı dense, anlaşılmaz veya tuhaf karşılanır. Galat-ı meşhur olanları da kullanmanın mahzuru olmaz. Mesela akıl, iyiyi kötüden ayıran bir kuvvet olduğu halde, halkımız arasında, hafıza, hatır anlamında da kullanılıyor. Mesela hatırıma geldi, hatırımdan çıktı yerine, aklıma geldi, aklımdan çıktı deniyor. Ama galat-ı meşhur olduğu için kullanmakta mahzur olmaz.

2-
Arabide çoğulun da çoğulu olur. Birkaç örnek:
Kavm, çoğulu ekvâm, bunun ki de ekavimdir.
Recül [adam], çoğulu rical ve ricalattır.
Fadıl [faziletli], çoğulu efadıl ve efadilindir.
Kelb [köpek], çoğulu kilab ve ekalibdir.
Atalarımız der ki:
Kilab ürür, kervan yürür.


Sağ ve Sol kavramı
Sual:
İslam sağ ve sol kavramı hakkında bilgi verir misiniz? Örn. sağ ile yemenin, içmenin vs. hikmeti nedir? İnsanın sağ ve sol uzuvlarını Allah yarattığına göre, dinimizde sağ-sol ayrımı var mıdır?
CEVAP
Evet insanın sağ-sol uzuvlarını da Allahü teâlâ yaratmıştır. İnsanın soldaki uzuvları Cehenneme giderse, sağdakiler de gider. Bu bakımdan sağ-sol diye bir ayrım yapılmaz. Her makinenin bir kullanma talimatı olduğu gibi, insanın da nasıl hareket edeceğini dinimiz bildirmiştir.

İmam-ı Nevevi hazretleri buyuruyor ki:
(Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. Bunlara Sünen-i zevaid denir. Tekili Sünnet-i zaidedir. Ayakkabı, gömlek giyerken, saç tararken, misvak kullanırken, tırnak keserken, el, ayak yıkarken, mescide girerken, heladan çıkarken, sadaka verirken, yemek yerken, su içerken sağdan başlanır.

Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı çıkarırken, taharetlenirken, sümkürürken soldan başlamak müstehaptır. Bunların tersini yapmak tenzihi mekruhtur.) [Hadika]

Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Sağ elle yiyip için, sağ elle alıp verin; çünkü şeytan, sol eliyle yiyip içer, sol eliyle alıp verir.) [İbni Mace]

(Ayakkabınızı giyerken sağdan, çıkarırken soldan başlayın!)
[Buhari]

Sağın, sola göre üstünlüğü vardır. Bir yere giderken, yol ikiye ayrılırsa, soracak kimse de yoksa ne yapmak gerekir? Hadis-i şerifte, (Karşınıza iki yol çıkarsa, sağdan yürüyün) buyuruldu. Mubah işlerde sağdan başlamalıdır! Peygamber efendimiz, elindeki suyu, sağında bulunan bedeviye uzattı. Bedevi, (Ya Resulallah, solunuzda bulunan Ebu Bekre niçin vermiyorsunuz, o benden daha faziletlidir) dedi. Resulullah (Suyu sağdan dağıtın!) buyurdu. (B. Arifin)

Sağın şerefi, Kur'an-ı kerimde de bildirilmektedir. (Vakıa) suresinin 8. âyet-i kerimesinde (Eshab-ül-meymene), 9. âyet-i kerimesinde (Eshab-ül-meşeme) ve 91. âyet-i kerimede ise (Eshab-ı yemin) için selam, [Cennet] ehli olduğu müjdesi verilmektedir.

Meymene, sağ, sağ kol, sağ taraf, bereket gibi manalara gelir. Eshab-ı meymene, sağcı demektir. [Cennete gidecek mesudlara verilen ad]

Meşeme, sol, sol kol, sol taraf, uğursuzluk gibi manalara gelir. Eshab-ı meşeme, solcu demektir.
[Cehenneme gidecek bedbahtlara verilen isim]

Eshab-ı meymeneye, "Eshab-ı yemin" de denir. Eshab-ı meşemeye (Eshab-ı şimal) de denir. Şerefli, temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehap olduğu gibi, sayılı işleri yaparken de, 1, 3, 5, 7 gibi tek sayıda yapmak müstehaptır. Her işte tek sayıya riayet etmeye çalışmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allah tektir, teke riayet edeni sever.) [Buhari]

İmam-ı Rabbani hazretleri, Mevlana Salihe bahçeden birkaç karanfil getirmesini söylediler. Onun, altı tane karanfil getirdiğini görünce buyurdular ki:
(Bizim en aşağı talebemiz, en azından (Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever) hadis-i şerifini bilir. Teke riayet müstehaptır. İnsanlar müstehabı ne zannediyorlar? Müstehap, Allahü teâlânın sevdiği şeydir. Eğer dünya ve ahireti Allahü teâlânın sevdiği bir şey için verseler, hiçbir şey vermemiş olurlar.) [Berekat]

İyiler ve kötüler
Her insanın omzunda iki melek bulunur. Sağdaki sevabı, soldaki günahları yazar. Sağdaki, soldakinin amiridir. İyilerin hesap defteri sağdan verilir, kötülerinki ise soldan verilir.

İnsanların kahir ekseriyeti, sağ elini daha iyi kullanır. Toplumda, tek tük sol elini kullanan, sol eli ile yazan kimselere solak denir, sağak denmez.

Yaşayan, ölmemiş olana sağ denir, sol denmez. Bir yere kazasız belasız gidene sağ salim gitti, denir. Sol salim gitti, denmez. İleri görüşlü, aydın, basiretli, firasetli kimseye, sağduyulu denir, sol duyulu denmez. Gerçekleri yanılmadan görebilme kabiliyetine, basirete sağ görüş denir. İşi rast gidene, sağ tarafından kalkmış denir. Ters gidene ise, solundan kalkmış denir. Bir kimsenin sadık yardımcısına, sağ kolu denir. Sol kolu denmez. Kuvvetli şeylere sağlam denir, sollam denmez.

Minnettarlığını bildirmek, sıhhat, afiyet dilemek ve teşekkür için sağ ol denir, sol ol denmez. Süt veren hayvanlara, mallara sağmal denir, solmal denmez. Süt almak için yapılan işe de sağmak denir, solmak denmez. Solmak; rengi, parlaklığı, tazeliği kaybolmak demektir. Üzülmemeyi tavsiye için sağlık olsun denir. Elde etmek, temin etmek gibi kelimeler yerine, sağlamak tabiri kullanılır. Geçimini sağlamak, işini sağlamak gibi. Bir işlemin kontrolüne de, sağlamasını yapmak denir.

İngiltere hariç diğer ülkelerde, vasıtalar yolun sağından gider. İstisnalar hariç, bütün vidalar, sıkıştırılıp sağlamlaştırılmak için sağa döndürülür; gevşetmek, yerinden çıkarmak için sola döndürülür. Bir cemiyeti sağa döndürmek, sağlamlaştırmak; sola döndürmek yuvasından, vidasından çıkarmak demektir.

Müsafeha [tokalaşmak] sağ el ile yapılır. Görünüşü güven vermeyene, sağ [sağlam] ayakkabıya benzemiyor denir. Aldatma işine, sağ gösterip sol vurmak denir. İyi ve güzel ol anlamına, sağdan gel denir. Değeri olmayana solda sıfır denir.

Bu misalleri çoğaltmak mümkündür. Kısacası sağ ruhtur, sol maddedir. Hak olan sağdır, batıl olan soldur. Komünizm gibi, faşizm, kapitalizm ve diktatörlük de soldur. Birkaç da atasözü:
Allah sağ gözü sol göze muhtaç etmesin.
Kelle sağ olsun da külâh bulunur.
Sağ elin verdiğini sol elin görmesin.
Sağ olana her gün düğün bayram.
Sağ olsun da dağ ardında olsun.


Yedullah
Sual:
Okuduğum bir kitapta, "Yedullah" kelimesini "Allah’ın kudreti" olarak açıklamanın asla caiz olmadığı söyleniyor. Hadis-i şerifte geçen böyle kelimeleri âlimlerimiz açıklamamış mıdır?
CEVAP
Mücessime ve müşebbihe denilen [yani Allahü teâlâyı bir cisim olarak kabul eden ve Ona insanlardaki gibi uzuvlar isnat eden] fırkalar, dini yıkmaya çalışınca, İslam âlimleri, bu hususta kitaplar yazarak, bunlara gerekli cevapları vermişlerdir. Bugün, kendilerine selefiyim diyenlerin aynı yolu tuttuğunu görüyoruz.

İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
(Cehalet ve dalalet fırkaları, Allahü teâlânın zatı ve sıfatı hakkında, Cenab-ı Hakkın münezzeh olduğu şeyleri Ona isnat ediyorlar. Bu dalaletlerine de "Selefin yolu" diyerek selef-i salihine, [yani Eshab-ı kirama ve Tabiin-izama] iftira ediyorlar. Selefin itikadını sana beyan edeyim. Yedullahtaki yed kelimesini el gibi düşünmemelidir. Mesela "Falanca şehir, falanca valinin elinde" denilince, o şehrin valinin elinin içinde değil, onun idaresi altında olduğu anlaşılır. Bu bakımdan yedullah ifadesini Allah’ın kudreti olarak anlamalıdır.) [İlcam-ül-avam]

Yine, İmam-ı Gazali hazretlerinin bildirdiği gibi, diğer ifadeleri de böyle açıklamak gerekir. Mesela (Zıllullah) ifadesine de "Allah’ın gölgesi" demek doğru değildir. Bu husustaki hadis-i şerifi açıklarken, (Kendisinden başka himaye edenin bulunmadığı bir günde Allahü teâlâ, yedi sınıf insanı kendi himayesine alır) demelidir. Yoksa "Kendi gölgesinde gölgelendirir" dememelidir. Çünkü bu ifadeden, Cenab-ı Hakkın cisim olduğu gibi bir mana çıkaranlar olabilir. Nasıl "Beytullah" yani "Allah’ın evi" kelimesini, hâşâ Allah’ın barındığı bir ev olarak anlamıyorsak, hadis-i şeriflerde geçen "Yedullah", "Zıllullah" kelimelerini de zahir manaları gibi anlamayıp, tevil etmemiz gerekir.

Bir bid'at ve dalalet olan selefiyye sapıklığını önlemek için, İslam âlimleri müteşabih âyet ve hadisleri tevil etmişlerdir. Ancak bu tevil işinde haddi aşıp İslam âlimlerinin bildirdiklerine uymayan mana verenler de sapıtmışlardır. İslam âlimlerinin bildirdiklerine uymayan bütün kitaplar, muteber değildir.


Zikir ne demektir?
Sual:
Zikir nedir? Kur’anda geçen zikir kelimeleri değişik anlamlara mı geliyor?
CEVAP
Zikir, zihinde tutmak, hatırlamak, anmak gibi manalara gelir. Kur’an-ı kerimde ise, kitap, Kur’an, Allah’ı anmak, namaz, şeref gibi manalara gelir.

KİTAP manasına gelenler:


(Sana tarafımızdan bir zikir
[kitap] verdik.) [Taha 99]

(Sen ancak zikre [Kur‘ana] uyan ve görmeden Rahman’dan korkanı uyarabilirsin.) [Yasin11]

(Kâfirler zikri
[Kur‘anı] işittikleri zaman, gözleriyle [nazarla] seni devireceklerdi.) [Kalem 51]

(Eğer bilmiyorsanız ehli zikre [kitabı bilen âlimlere] sorun.) [Nahl 43]

(Zikirden
[Tevrat kitabından] sonra Zebur'da da, yeryüzüne salih kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.) [Enbiya105]


ANMAK manasına gelenler:

(Kalbler ancak zikrullah
[Allah’ı anmak] ile huzur bulur.) [Rad 28]

(Allah’a ve ahiret gününe
[inanıp] kavuşmayı arzulayanlar ve Allah’ı çok zikredenler [ananlar] için Resulullah elbette güzel bir örnektir.) [Ahzab 21]

(Rahmân’ı zikirden
[anmaktan] yüz çevirene, yanından ayrılmayan bir şeytan musallat ederiz.) [Zuhruf 36]

(Şeytan galebe edip onlara zikrullahı
[Allah’ı anmayı] unutturdu.) [Mücadele 19]

(Biz senin zikrini yükseltmedik mi?)
[İnşirah 4] (Senin zikrini kendi zikrim kıldım, seni [Resulullahı] zikreden beni zikretmiş olur. İmanın sahih olması için benim zikrimin seninkiyle beraber olmasını sağladım) [İbni Ata]

Zikirle ilgili birkaç hadis-i şerif meali:
(Kur’an okumak ve zikir imanı kuvvetlendirir.) [Deylemi]

(Zikrin efdali, la ilahe illallah, duanın efdali de elhamdülillah demektir.) [Tirmizi]

(Zikirde "La ilahe illallah" demekten efdali yoktur.)
[Taberani]

(En iyi zikir, gizli yapılandır.) [İ. Ahmed]

(Zikir, sadakadan da hayırlıdır.) [Ebuşşeyh]


NAMAZ manasına gelenler:

(Namaz, münker ve fahşadan
[edepsizlikten, akla ve dine uymayan her türlü kötülükten, her türlü günahtan] alıkoyar. Çünkü zikrullah [Namaz kılmak] elbette en büyüktür. [En büyük ibadettir]) [Ankebut 45] (Zikrullah, namazdır. Namaz diğer ibadetlerden daha büyüktür. (Beydavi)

(Onlar ayakta, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler.)
[Al-i İmran 191] (Namazı, gücü yeten ayakta kılar, ayakta kılmaktan aciz olan oturarak kılar, bundan da aciz olan, yatarak ima ile kılar demektir. (Bahr-ür-raık)


ŞEREF manasına gelenler:

(Size öyle muazzam bir kitap indirdik ki, bütün zikriniz
[şerefiniz] ondadır.) [Enbiya 10]
(O zikirle [şerefle] dolu Kur'an hakkı için.) [Sad 1]

(Bu Kur’an sana da, ümmetine de zikirdir.
[Şereftir, öğüttür], İleride [kıyamette, hükümlerine riayet edip etmediğinizden] sorumlu olacaksınız.) [Zuhruf 44]


Zıllullah
Sual:
Okuduğum tercüme kitaplarda "Zıllullah" kelimesini, "Allah’ın gölgesi" diye tercüme etmişler. "Zıl" kelimesi sadece gölge manasına mı gelir? Gölge diye tercüme edilince çok tuhaf olmuyor mu? Allah, cisim gibi anlaşılıyor. Bu kelimelerin doğru tercümesi nasıldır?
CEVAP
Zıl, himaye, koruma gibi manalara da gelir. Mesela hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, kendi himayesinden başka hiçbir himayenin bulunmadığı kıyamette, yedi sınıf insanı himaye eder.) [Buhari]

Gölge kelimesi, Türkçemizde de "Himaye" manasına kullanılır. Mesela, (Ali efendi, Mehmed Ağanın gölgesinde geçiniyor) denince, Ali efendinin Mehmed Ağanın himayesinde olduğu anlaşılır. İnsan için gölge kelimesini kullanmakta mahzur yoktur. Selefiyyeciler, Allah’ı cisim gibi gösterip gökte bulunduğunu söylüyorlar. Böyle yanlış anlaşılacak kelimeleri mutlaka tevilli, izahlı yazmalıdır! Bir misal daha verelim! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Ona ikram eden ikram görür, ona ihanet eden de ihanete maruz kalır.) [Taberani]

Sultan, Allah’ın gölgesidir demek, (Sultan Allah’ın emirlerini tatbik etmek salahiyetine malik olan kimsedir) demektir. Bu bakımdan "Zıl" kelimesini gölge olarak tercüme etmek, yanlış anlamalara sebep olur.

(Din kılıçların gölgesi altındadır)
hadis-i şerifi ise, (Din, devletin himayesi ile yayılır. İslamiyet, her çeşit silahları yapmak ve bunları iyi kullanmakla sağlam kalır) demektir.