ARA
SORULARLA İSLAMİYET / SESLİ

Tayyib ne demektir?
Sual:
Tarikatçı biri, (Sıradan Müslümanlara helal olan çok şey, biz tarikat ehline haramdır. Bize tayyib olmayan her şey haramdır, hatta hacdan gelen de tarikatçı gibi haramlardan kaçması gerekir) dedi. Dinimizde böyle bir şey var mıdır? Tayyib ne demektir?
CEVAP
Tarikat ehline haram olup da, diğer Müslümanlara helal olan şeyler yoktur. Dinimizin emir ve yasakları, bütün Müslümanlar için geçerlidir. Hacısı da, hocası da, dine uymak zorundadır. Helal her Müslüman içindir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Helâl kazanmak her Müslümana farzdır.) [Taberani]

Şu kadar var ki, büyük evliya zatlar, avam gibi değildir. Onlar, harama düşme tehlikesi ile mubahların çoğunu terk ederler.

Hazret-i Ömer buyurdu ki:
(Bizler harama düşmek korkusu ile helallerin onda dokuzundan kaçındık.)

Avamın, salihlerin ve müttekilerin haramdan sakınmaları farklıdır. Müslüman halk, haramlardan kaçınırken, salihler haramlarla beraber, şüphelilerden de kaçınırlar. Müttekiler ise, helal olup da, şüpheli veya harama sebep olmak korkusu olan şeylerden de sakınırlar.

Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Bir Müslüman, tehlikeli olan şeyin korkusundan dolayı, tehlikesiz şeyden sakınmadıkça, mütteki olamaz!) [K. Saadet]

Ebrar, Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için çalışan Müslümanlar, yani salihlerdir.

Mukarreb ise, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmuş olan, büyük veli demektir.

Bir insan hacca gitmekle veya tarikat ehliyim demekle kendisini büyük bir veli zannetmesi yanlış olur. Kendini diğer Müslümanlardan üstün görmesi doğru olmaz.


Tayyib kelimesinin manaları

Tayyib kelimesi, cümlede kullanıldığı yerlere göre, (İyi, helal, hayırlı, mübarek, temiz, güzel, hoş, verimli, iyi davranış haram olma şüphesi bulunmayan, izin verilen, güzel cemaller, Allahü teâlâyı övücü sözler) gibi manalara gelir.

Birkaç örnek verelim:

1- İyi anlamında:
Bir âyet-i kerime meali:
(Habis [kötü sözler ve kötü] kadınlar, habis erkeklere, habis erkekler habis kadınlara yakışır. Tayyib [iyi sözler, temiz ve iyi] kadınlar, tayyib erkeklere, tayyib erkekler de, tayyib kadınlara yakışır.) [Nur 26]


2- Helal ve temiz anlamında:
Birkaç âyet-i kerime meali:
(Tayyib [helal ve temiz] yiyin!) [Müminun 51]

(Tayyib
[temiz ve helal] olanı habisle [haram ve murdarla] değişmeyin.) [Nisa 2]

(Size verdiğimiz rızıkların tayyib [temiz, helal, lezzetli, hoş, zararsız] olanlarını yiyin.) [Bekara 57]


3- Güzel anlamında:
Bir âyet-i kerime meali:
(Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona tayyib [güzel] bir hayat yaşatacağız.) [Nahl 97]


4- Mübarek, hayırlı anlamında:
Bir âyet-i kerime meali:
(Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Ya Rabbi! Bana kendi katından tayyib [hayırlı, mübarek] bir soy bahşet, doğrusu Sen duaları kabul edensin.”) [Al-i imran 38]

Bâtının [için] nurlanmasında kelime-i tayyibeden [mübarek La ilahe illallah kelimesinden] daha faydalı bir şey yoktur. (Mektubat-ı Masumiyye 1/145)


5- Temiz anlamında:
Üç âyet-i kerime meali:
(Tayyib [temiz] toprağa teyemmüm edin.) [Nisa 43]

(Ümmi nebi olan resul, onlara, tayyib [temiz] şeyleri helal, habisleri [kötü, murdar şeyleri] haram kılar.) [Araf 157]

(Tayyib [temiz] olanı, helâl olanı yiyip için) [Bekara 168]


6- Verimli, hoş anlamında:
İki âyet-i kerime meali:
(Rabbinin izniyle tayyib [hoş, toprağı mümbit] beldenin bitkisi, verimli olur; habis [kötü, çorak toprağı] olandan ise verimsiz bitki olur.) [Araf 58]

(Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve tayyib
[bereket, esenlik, hoş ve güzel] bir yaşama dileği olarak kendinize [ve birbirinize] selâm verin.) [Nur 61]


7- Haram olma şüphesi bulunmayan anlamında:
Bir âyet-i kerime meali:
(Bugün, size tayyib [iyi, temiz, haram olma şüphesi bulunmayan, izin verilmiş] olanlar helal kılındı.) [Maide 5]

Çalgıcının kazandığı parayı, sahiplerine geri vermek lazımdır. Çalgıcı ücretle tutulmayıp, ona hediye olarak verilirse, çalgıcının alması helâl olur. Fakat yine tayyib, iyi para değildir, çünkü âdet haline gelen hediyeler, şart edilen ücret gibidir. (Dürr-ül-muhtar)


8- Allahü teâlâyı öven sıfatlar:
Namazda teşehhütlerde, Ettehıyyatü okunurken (vet-tayyibat) ifadesi, Allahü teâlâyı öven sıfatlardır. (Buhari)


9- Güzel sözler, güzel manalar, güzel cemaller, güzel kokular anlamında:
Bu vasıflar Resulullah efendimizde olduğu için kendisine Tayyib denir.


10- Hoş, temiz, nefis ve helal anlamında:
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Şürub-ı züyuti tayyibe [helâl olan nebatlardan çıkarılan şeyler] yani karanfil, tarçın, çay ve saireden elde edilen, her türlü şerbeti içmek yasak edilmemiştir. 1/191 (K. Yazılar)

Zeytinden çıkan zeytinyağı da bir züyuti tayyibedir. Buradaki tayyib, temiz ve helal anlamındadır.


Ebrar ve mukarrebler
Sual:
Ebrar ve mukarreb ne demektir?
CEVAP
Ebrar, Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için çalışan Müslümanlar, yani salihlerdir. Mukarreb ise, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmuş olan, büyük veli demektir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Her işin karşılığı, o işin kıymetine göre ölçülür. Tarla sürenler, sabahtan akşama kadar ter içinde çalışır. Buna karşılık, az bir şey alır. Mukarrebler, yani sultana yakın olanlar ise, her saatte yüzlerce lira alırlar. Böyle olmakla beraber, bunların bu paralarda hiç gözleri yoktur. Gözleri, gönülleri hep sultandadır. Aralarındaki farkı düşünün! (1/127)

Hadisi kudside, (Ebrar bana kavuşmayı çok istediği gibi, ben de onlara kavuşmayı çok isterim) buyuruldu. Allahü teâlâ, ebrarın şevk, arzu sahibi olduklarını bildirdi, çünkü mukarrebler vasıl oldular. Bunlarda kavuşmak arzusu artık kalmadı. Şevk, ayrı olanlarda bulunur. (1/26)

Ahireti, Cennet nimetlerini istemek, her ne kadar sevap ise de, mukarreblerce günah sayılır. Ahiretteki şeyleri istemek böyle olunca, dünyaya düşkün olmanın neye varacağını anlamalı; çünkü dünya [haram ve mekruhlar], Hak teâlânın sevmediği şeylerdir. (1/110)

Ebrar
, Allahü teâlâya, Onun nimetlerine kavuşmak için ve azabından korktukları için ibadet ederler. Bu iki dilekleri ise, nefislerinin arzularıdır.

Mukarreblerden, Allahü teâlâya, korku ile ve nimetlerine kavuşmak için ibadet eden de vardır. Fakat bunların korkuları ve arzuları kendi nefisleri için değildir. Bunlar, Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için ve Onun gücenmesinden korktukları için ibadet ederler. Bunlar Cenneti de isterler; çünkü Cennet, Allahü teâlânın rızasının, sevgisinin bulunduğu yerdir. Yoksa Cenneti istemeleri, nefislerinin zevkleri için değildir. Bunlar Cehennemden korkar, ondan koruması için dua ederler; çünkü Cehennem, Allahü teâlânın gazabının bulunduğu yerdir. Yoksa Cehennemden korkuları, nefislerini azaptan kurtarmak için değildir; çünkü bu büyükler, nefislerine köle olmaktan kurtulmuşlardır. Allahü teâlâ için halis kul olmuşlardır. Bu mertebe, mukarreblerin en üstün derecesidir. (1/24)

Tasavvuftan maksat, nefs-i emmareyi tezkiye etmek, yani temizlemektir. Böylece nefis, aşağı, çirkin isteklerinin sebep olduğu, Allahü teâlâdan başka şeylere tapınmaktan kurtulur. Ondan başka, bir mabudu, maksadı kalmaz. Dünyadan bir şey istemediği gibi, ahiretten de, bir şey istemez. Evet, ahireti istemek iyidir, sevaptır. Fakat ebrar [nefslerinin sevgisinden kurtulmamış olup, nefslerini azaptan korumak ve nimetlere kavuşturmak için, ibadet eden kimse] için sevaptır. Mukarrebler, ahireti istemeyi de günah bilir. Zat-ı ilahiden başka bir şey istemez. Mukarrebler derecesine yükselmek için, fenâ hâsıl olmak lazımdır ve Zat-ı ilahinin sevgisi insanı kaplamalıdır. Bu sevgiye kavuşan, elemlerden, sıkıntılardan da lezzet alır. Nimetler ve musibetler, eşit olur. (1/35)


Ahmak olana verilecek cevap
Sual:
Bid’at işlemekle meşhur bir arkadaş, Hak Sözün Vesikaları isimli kitaptaki, (Ve mâ cevab-ül ahmak-ı illâ sükût) ifadesinin yanlış olduğunu ve bunun, (Ahmağın cevabı ancak sükûttur) anlamına geldiğini söyledi. Dediği doğru mudur?
CEVAP
Bu söz, hadis imamlarından İbni Hibban hazretlerine aittir. Bu sözün manası şöyledir:
(Ahmağa verilecek hiçbir cevap, cevap olamaz; ona ancak susmak cevap olur.)

Türkçede o şekilde değil, (Ahmağa susmaktan iyi cevap olmaz) şeklinde söylenir.

Kur’an-ı kerimde, böyle (Ve ma… illâ) ifadeli birçok ayet-i kerime vardır.

Birkaçını bildirelim:
1- (Ve mâ erselnâke illâ rahmet-el lil âlemin) [Enbiya 107]
Tercümesi:
(Biz seni göndermedik, ancak âlemlere rahmet için gönderdik.)

Türkçede şöyle söylenir:
(Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.)

Yani seni peygamber olarak göndermemiz, başka bir maksatla değil, Müslüman kâfir herkese rahmet içindir. (Beydavi)


2- (Ve m’el hayat-üd-dünyâ illâ metâ-ül gurûra.) [Al-i İmran 185]
Tercümesi:
(Dünya hayatı ancak bir gurur metaıdır.)
(Dünya hayatı, gurur metaından başka şey değildir.)

Meta = eğlence, mal, varlık.
Gurur = aldatıcı, yanıltıcı.

Meali şöyledir:
(Dünya hayatı aldatıcı bir menfaatten, bir eğlenceden başka bir şey değildir.)


3-
(Ve mâ yeıdühüm-üş-şeytânü illâ gurûr) [Nisa 120]
Meali şöyledir:
(Şeytan, aldatmak için onlara vaatlerde bulunuyor.)
(Şeytanın vaatlerde bulunması, aldatmaktan başka şey değildir.)


4- (Ve mâ erselnâke, illâ mübeşşiren ve nezira) [İsra 105]
Tercümesi:
(Seni yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.)

Meali şöyledir:
(Seni yalnız [inanıp itaat eden Müslümanları Cennet nimetleri ile] müjdeleyici ve [inkâr edip isyan eden kâfirleri cehennem azapları ile] korkutucu olarak gönderdik. [Başka bir maksatla göndermedik])


5- (Ve mâ enzeler-rahmânü, min şey’in in entüm illâ tekzibün) [Yasin 15]
Meali:
(Rahman hiçbir şey indirmedi. Siz, yalancılardan başkası değilsiniz.)

Ayet-i kerimenin tamamı şu mealdedir:
(Kâfirler dedi ki: Siz de bizim gibi bir insansınız, bizden ne üstünlüğünüz var ki? Allah kitap falan göndermedi, siz yalandan başka bir şey söylemiyorsunuz.)


6-
(Ve ma yechadü bi âyâtinâ, ill-el kâfirun) [Ankebut 47]
Meali:
(Âyetlerimizi kimse inkâr etmez, ancak kâfirler inkâr eder.)

Türkçede şöyle söylenir:
(Âyetlerimizi kâfirlerden başkası inkâr etmez.)
[Ehl-i sünnet âlimlerinden yaptığımız nakilleri de, bid’at ehlinden başkası inkâr etmiyor.]


7- (Ve ma yezîdühüm illâ nüfura) [İsra 41]
Tercümesi:
(Hiçbir şeylerini arttırmaz, ancak nefretlerini artırır.)

Mealleri şöyledir:
(Ancak onların nefretini artırır.)

(Onların nefretinden başka bir şeylerini arttırmaz.)

(Kur’anı kerimdeki öğüt verici açıklamalar, kâfirlerin, nefretlerini artırmaktan başka şeye sebep olmaz.)

[Ehl-i sünnet âlimlerinden yaptığımız nakiller de, bid’at ehlinin nefretlerini artırmaktan başka şeye sebep olmuyor.]

Bu yedi örnek gösteriyor ki, İbni Hibban hazretlerinin sözü çok güzeldir, doğrudur. Yanlış olan bid’at ehlinin anlayışıdır. Zaten bid’at ehli, Kur’an-ı kerimi de, âlimlerimizin sözlerini de doğru anlayamaz.

Biz yine İbni Hibban hazretlerinin sözünü tekrar ediyoruz:
Ve mâ cevab-ül ahmak-ı illes-sükût = Ahmağa verilecek en güzel, en isabetli cevap, susmaktır.


Ahmağı ikna etmek
Sual:
Hadis imamlarından İbni Hibban hazretlerinin (Ve mâ cevab-ül ahmak-ı illâ sükût) ifadesinin yanlış olmayıp doğru olduğunu, bir gence çeşitli örnekler vererek açıkladım; fakat ikna olmadı. İkna için ne yapmamı tavsiye edersiniz?
CEVAP
Bir hadis âlimin ifadesini sorgulayana, verecek cevap olmaz. Sonra gelenlerin, önceki âlimleri suçlaması, üstelik bir muhaddisin sözünün yanlış olduğunu söylemesi, haddini bilmemektir, ahmaklıktır ve kıyamet alametlerindendir. İsa aleyhisselam, (Allah’ın izniyle baras hastalarını iyileştirdim, anadan doğma körlerin gözünü açtım, hatta ölüleri dirilttim; ama ahmakları ikna edemedim) buyuruyor. Bir peygamberin yapamadığı şeyi biz nasıl yaparız? Böyle bir kimseye, susmaktan başka verilecek uygun cevap olmaz.