ARA
SORULARLA İSLAMİYET / SESLİ

Mübarek
Sual:
Mübarek ne demektir, nerelerde kullanılır?
CEVAP
Mübarek kelimesi birkaç manada kullanılır:
1- Mukaddes, uğurlu, kutlu, mutlu, hayırlı manasına gelir. Mesela iyd-i mübarek, mukaddes bayram demektir.

2-
Bereketli, feyizli, verimli manasında kullanılır. Mesela Nil-i mübarek, bereketli, verimli Nil demektir.

3-
Beğenilen, sevilen, kimse veya şey için söylenir. Mesela Veli efendi mübarek bir zattır. Yahut Mekke mübarek bir yerdir gibi.

4-
Son devirde kızılan, şaşılan kimse ve şey için alay yollu söylenmeye başlanmıştır. Mesela Mübarekte akıl denen şey yok gibi.

5-
Çok saygı duyulan kimseler için de kullanılır. Mesela Abdullah efendi mübarek bir ihtiyardır gibi.

6-
Faziletli gün ve geceler için de kullanılır. Mesela Cuma günleri ve Kadir geceleri mübarek günlerdir gibi.

7-
Tebrik etmek için kullanılır. Mesela Bayramınız mübarek olsun veya haccınız mübarek olsun gibi.


Oku ne demektir
Sual:
Kur'an-ı kerimin ilk gelen âyet-i kerimesi oku diye başlamaktadır. Peygamber efendimiz, okumak bilmediğine göre, oku ne demektir?
CEVAP
İşittiğini söyle demektir.


Sıhhat ve afiyet
Sual:
Sıhhat ve afiyetler dileriz deniyor, ikisi aynı değil midir?
CEVAP
Birbirine benziyor ise de farklıdır, sıhhat sağlık demektir. Afiyet ise farklıdır:
Afiyet, dinin ve itikadın bid'atlerden, amelin ve ibadetin afetlerden, nefsin şehvetlerden, kalbin heva ve vesveseden ve bedenin hastalıklardan selamet bulması, kurtulması demektir. Resulullah efendimizden duaların efdali hangisi diye sorulduğunda (Allahü teâlâdan afiyet isteyin. İmandan sonra, afiyetten büyük nimet yoktur) buyurdu.


Tesadüf ve tevafuk
Sual:
Bazı kimseler, (Tesadüfen karşılaştık demek yanlıştır, tevafuk etti demelidir) diyor. Tesadüf kelimesini kullanmanın sakıncası var mıdır?
CEVAP
Hayır hiç mahzuru yoktur. İnsan, tesadüfen iyi kötü iş yapabilir. Tevafuk, birbirine uyma, uygun gelme demektir. İnsan sevmediği, düşman olduğu biriyle karşılaşınca, tevafuk etti [ne kadar uygun oldu] demek tuhaf olmaz mı? Hiçbir dini kitapta rastlantı anlamındaki tesadüf yerine tevafuk kullanmak gerekir diye yazmaz. Tesadüf yerine tevafuk, nakli değil de, aklı esas alanların uydurduğu bir bid'attir.  “Tesadüfen Ali Beyle karşılaştım”, “Tesadüfen babam çıkageldi” demenin ve tesadüf kelimesini böyle yerlerde kullanmanın hiç mahzuru yoktur.

“Bu âlem tesadüfen yaratılmış, dağlar, denizler tesadüfen olmuştur” demek caiz olmaz. Çünkü her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Bu ikisini karıştırmamak gerekir. Kâinatın yaratılışında tesadüf olmaz. (Hadika)


Ümmi
Sual:
Ümmi cahil mi demektir?
CEVAP
Ümmi, cahil demek değildir. Okur-yazar olmayana ümmi denir. Ümmi olan âlimler de vardır. Kâinatın efendisi Muhammed aleyhisselam ümmi idi. Fakat bütün ilimlere vakıf idi. O kadar âlim idi ki, Onu görmekle şereflenip sahabi olan, oradan ayrılınca hikmet ehli olurdu. Yani doktorla tıp ilminden, ziraatçıyla ziraat ilminden, subay ile harp tekniğinden konuşabilirdi. Elbette bu, Peygamber efendimizin bir mucizesi idi. Her okuma-yazma bilene âlim denmeyeceği gibi, her ümmi olana da cahil denmez. Allahü teâlânın varlığına inanan ve zaruri bilinmesi gerekli din bilgilerini bilen Müslümana cahil denmez.


Vakit nakittir
Sual:
Vakit nakittir ne demektir?
CEVAP
Nakit, peşin demektir. Vaktin kıymetini peşin, yani o anda bilmelidir. O halde gaflet içinde bulunmak, devamlı masiva ile meşguliyet, insanın kendisine en büyük zulmüdür. Kıymetli olan vakti boşa geçirmemeli, iki günü eşit olmamaya, her gün ilerlemeye gayret etmelidir.


Yaşayan merhum
Sual:
Merhum kelimesini yaşayanlar için de kullanmak uygun mudur? Radıyallahü anh ve aleyhisselam kelimeleri herkes için kullanılabilir mi?
CEVAP
Merhum
, rahmete kavuşmuş demektir. Yaşayanlar için de kullanılabilir. Ancak, yerleşmiş şekli ölüler içindir. Yaşayan birisine merhum Ali bey dense, Ali bey öldü mü diyen çıkar.

Radıyallahü anh
eshab-ı kiram için söylenir. Allah ondan razı olsun anlamındadır. Eshab-ı kiramın her birinin Cennetlik olduğu âyet-i kerime ile sabit olduğu için Allah ondan razı oldu anlamındadır. Başka Müslümanlar için de Allah razı olsun anlamında söylemek caizdir. Mesela imam-ı Malik radıyallahü anh dense, birisi bu eshab-ı kiramdan mıdır diyebilir. Bu bakımdan kelimeleri yerli yerinde kullanmalı, kavram kargaşalığına meydan bırakmamalıdır.

Aleyhisselam
kelimesi Peygamberler için kullanılır. Ona selam olsun demektir. Herhangi bir Müslüman için de kullanmak caiz olur. Fakat yanlış anlamaya sebep olabilir. Mesela Ali aleyhisselam dersek, Hazret-i Ali’ye peygamber deniyor denebilir. Onun için böyle kelimeleri herkesin kullandığı manada kullanmalıdır.


Hikmet ne demektir?
Sual:
Hikmet kâfirlerde de bulunsa almalıdır deniyor. Müslümanlarda olmayan hikmet olur mu hiç?
CEVAP
Hikmet, burada fen ve sanat anlamındadır. İki hadis-i şerif meali:
(Fen ve sanat, müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!) [İbni Asakir, Askeri]

(İlim, Çin’de de olsa alınız!) [Beyheki]

Bu iki hadis-i şerif, dünyanın en uzak yerinde, hatta kâfirlerde bile olsa fen ilmini öğrenmeyi emretmektedir.


Nabekâr
Sual:
Ben evli olduğum halde, dedem bana nabekâr diye takılıyor. Bu ne demektir?
CEVAP
Nabekâr, faydasız, işe yaramaz demektir. Serseri, haylaz, avare, işsiz gibi manaları da vardır.


Şans kelimesi
Sual:
Şans kelimesi, rastgele kullanılıyor. Şans ne anlama geliyor? Kullanılması mahzurlu olanlar var mıdır?
CEVAP
Şans; kader, kısmet, talih anlamındadır. Ama fırsat, imkan, ihtimal, ümit yerine de kullanıyorlar. Şans kelimesi ile ilgili deyimlerden bazıları şöyledir:
Şans tanımak: Fırsat vermek, imkan vermek.
Şansa kalmak: Bir şeyin gerçekleşmesi için çok az ümit olmak.
Şansı dönmek: Talihi iyi iken kötü olmak veya kötü iken iyi olmak.
Şansı yaver gitmek: Talihli olmak, bahtı açık olmak.
Şansı var: Talihli.
Şansı yok: Talihsiz.
Şansı açık: Talihli.

Şans kelimesini kader anlamında kullanıp da kaderi suçlayıcı, itiraz edici, inkâr edici şekilde kullanmak caiz olmaz. Mesela, bir günah işleyip de, (Benim suçum yok, şansım böyle imiş) demek. Yahut (Herkes şansını kendisi tayin eder) demek gibi.

Sual ve soru
Sual:
(Sual kelimesi öğrenmek için, soru ise imtihan için sorulur) deniyor. Bu doğru mudur?
CEVAP
Bazı kimseler arasında bu yaygındır. Ama hep o manada kullanılmaz. Sual, Türkçede soru demektir. Sorgulamak, sorguya çekmek, sorgu sual ifadeleri imtihan içindir. Sual kelimesi de imtihan için olabiliyor. Sual kelimesinin sorgu anlamında kullanıldığı, din kitaplarında geçmektedir.

Birkaçı şöyledir:
(Kabir suali haktır.)
(Sırat köprüsü üzerinde, yedi yerde olan suale cevap veren geçer.)
(İki meleğin kabirdeki suallerine cevap vermek, bir derttir.)

Hadis-i şeriflerde de, sorgu anlamındaki sual kelimesi geçmektedir:
(Kıyamete herkes, dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz.) [Tirmizi]

(Kıyamette, Allahü teâlâ kuluna malından sual eder.) [Hatib]

(Allahü teâlâ belaya maruz kalan kuluna kıyamette tekrar sual sormaz.) [Hâkim]

(Üç kimseye şu nimetlerden dolayı, sual olmaz: İftar eden, sahur yiyen ve misafirle beraber yiyen.) [Deylemi]

(Dünyada kader konusunda konuşan, kıyamette suale çekilir.) [Dare Kutni]

(Öğrenmek için sual sorun, teannüt için sual sormayın.) [Deylemi] (Teannüt = zor duruma düşürmek)

Demek ki, soru da sual de, öğrenmek için sorulabildiği gibi, imtihan için de sorulur. Kelime üzerinde bu kadar durmamalıdır.


Putperest ve hayalperest
Sual:
Putperest, puta tapan, ateşperest ateşe tapan demek olduğuna göre, tapmak anlamına gelen perest kelimesini kullanarak hayalperest, menfaatperest demek caiz olur mu?
CEVAP
Perest, sadece tapmak anlamında değildir. Seven, çok seven anlamında da kullanılır.

Hayalperest, hayal kurmayı seven, hayal peşinde koşan; menfaatperest, çıkarını seven, hep kendi menfaatini düşünen kimse demektir. Bunlar gibi, Hakperest, hakkı seven, hak taraftarı demektir. Şehvetperest, şehvetine düşkün demektir. Bu kelimeleri kullanmanın mahzuru olmaz.


Cenâb kelimesinin kullanıldığı yerler
Sual:
Cenâb-ı Allah diyoruz. Cenâb kelimesi, Peygamberimiz için de kullanılır mı? İnsanlar için de, âli Cenâb deniyor. Uygun oluyor mu?
CEVAP
Cenâb, büyüklük ifade etmek için, hürmet maksadıyla söylenir. Cenâb-ı Hak dendiği gibi, Cenâb-ı Peygamber de denir. Ayrıca, Hazret-i Peygamber, Hazret-i Muhammed dendiği gibi, Hazret-i Allah da denir. Bunlar saygı ifade eden kelimelerdir. Âli Cenâb ifadesi de, iyilik sahibi, yüksek ahlâklı, cömert, büyük zat gibi anlamlara gelir.


Hamd etmek
Sual:
Nefsimize uyup günah işlediğimiz zamanlar da oluyor, bu zamanlar da dahil, her halimize hamdolsun demek caiz midir?
CEVAP
Günahlar kast edilmeden, Elhamdülillahi alâ külli hâl yani her halimize hamd olsun demek caiz olur. Küfre düşmek veya sapıtmak gibi haller de düşünülünce, o zaman şöyle demelidir:
(Elhamdülillahi alâ külli hâl, sivel küfri ved-dalâl.)

Küfür ve dalalet hariç, her halden dolayı Allah’a hamd olsun demektir.

Şöyle demek de uygun olur:
(Elhamdülillahi alâ külli hâl. Ve eûzü billahi min hâli ehlinnâr.)

Bu da, (Her halden dolayı Allah’a hamd olsun. Cehennem ehlinin halinden Allah’a sığınırım) demektir.


Bayramın mübarek olsun
Sual:
Bayramlar, kandil geceleri, Cuma günleri zaten mübarek değil mi, niye (Mübarek olsun) deniyor?
CEVAP
Evet mübarektir. Bayramın, kandilin veya Cuman mübarek olsun demek, bu günler, senin için hayırlara vesile olsun, yaptığın ibadetler makbul olsun, günahların affolsun anlamında çok güzel bir duadır.


Zülcenahayn
Sual:
Faideli Bilgiler kitabında, Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri için (Zülcenahayn) tabiri geçiyor. Bu ne demektir?
CEVAP
Cenah, kelime olarak kanat demektir. Cenahayn, iki kanatlı, iki özelliği olan demektir. “ de sahip demektir. Kelime olarak, iki kanat sahibi zat demektir. Istılahta ise, hem zahiri ilimlerde, hem de marifette yani tasavvufta yüksek dereceye ulaşmış âlim demektir. Mürşid-i kâmiller de, ictihâd derecesinde yüksek âlim oldukları için, hem ilim, hem de marifet sahibi yani zülcenahayn idiler.


Âlemlerin çeşitleri
Sual:
Kitaplarda âlem-i emir, âlem-i misal gibi ifadeler geçiyor. Bunlar ne demektir?
CEVAP
Şu kadarını bilmek yeterli olur:
Mahlûklar [yaratıklar] üç kısma ayrılır:
1- Âlem-i emir, ruhlar âlemidir. Bunlar, madde olmayan ve ölçülemeyen şeylerdir. Bu âleme, âlem-i ervah veya âlem-i melekût da denir.

2- Âlem-i misal, varlık âlemi değildir. Görünüş âlemidir. Her varlığın, bu âlemde bir misali, görüntüsü bulunur. Bu âlemde, kendiliğinden hiçbir hakikat, hiçbir madde ve mana yoktur. Buradakiler, öteki âlemlerden akseden görüntülerdir. Aynada hiçbir şekil yoktur. Aynada bir şekil görünürse, başka yerden gelen bir görünüştür. Âlem-i misal de aynen böyledir. Rüyada meydana gelen şeyler, âlem-i misalde görülmektedir. Bu âlem, âlem-i emir ile âlem-i şehadet arasındadır. Bundan dolayı bu âleme, âlem-i berzah da denir.

3- Âlem-i şehadet, madde âlemidir. Bu âleme, âlem-i ecsad, âlem-i halk veya âlem-i mülk de denir.

Bu da ikiye ayrılır:
1) İnsana, âlem-i sagir yani küçük âlem denir.
2) İnsandan başka varlıkların hepsine, âlem-i kebir yani büyük âlem denir.

İnsanda bulunan şeylerin bir kısmı, âlem-i halktan, bir kısmı da, âlem-i emirdendir. Kalb, bu iki âlem arasında vasıtadır. Âlem-i kebirde olan her şeyin, âlem-i sagirde, bir örneği, benzeri vardır. İşte insanın kalbi, ruh âlemine açılan bir kapıdır. Kâfirlerde bu kapı kapanmış, harap olmuştur. Bunun için, kâfirlerin ruh âleminden haberleri yoktur. Kalbin hayat bulması, ruh âlemine açılması için tek çare, tek ilaç, iman etmesi, Müslüman olmasıdır. (İslam Ahlakı)


Mescid-i Haram
Sual:
Kâbe’ye niçin Mescid-i Haram denir?
CEVAP
Oraya giren kimse, idama mahkum olsa bile, orada öldürülmesi haram olduğu için böyle denmiştir.


Şeref nedir?
Sual:
Şerefli, şerefsiz deniyor. Şeref nedir?
CEVAP
Şeref, yücelik, büyüklük, Allah katındaki üstünlük demektir.

İnsanın şerefi, Allah indindeki değeri, ilim ve edep sahibi olması ile ölçülür. Zenginlikle, makam ve mevki sahibi olmakla, şöhret veya soyla ölçülmez. (İslam Ahlakı)

İnsanın şerefi, ilmi ve edebi ile ölçüldüğü gibi, mekânların [yerlerin] şerefi de orada oturanların şerefi ile ölçülür. Onun için, (Şeref-ül mekân bil mekin) demişlerdir. Bir evde salih kimseler varsa, günah işlenmiyor, ibadet ediyorlarsa, orası şerefli bir mekân olur. Bir evde de, fasıklar oturuyor, orada çeşitli günah işleniyorsa, orası fısk meclisi olur.


Haddini bilmek
Sual:
Edep ne demektir?
CEVAP
Edep, haddini bilmek, sınırı aşmamak demektir. Ailede, iş yerinde, toplumda herkesin bir sınırı vardır. Bütün sıkıntı ve geçimsizlikler, hep haddi aşmaktan kaynaklanır. Herkes haddini bilip, sınırı aşmazsa, mesela, evin hanımı da, erkek de, kendi sınırını bilip ona göre hareket ederse, o ev Cennet gibi olur. Cennet gibi olan evden ahirete gidenler de, elbette Cennete gider. Her hususta dinimiz ne emrediyor, onu öğrenip, ona göre hareket eden, haddini bilmiş, sınırı aşmamış olur. O zaman ne kavga, ne geçimsizlik, ne de savaş olur. Dünya, güllük gülistanlık olur. Herkesin sınırını ise, dinimiz bildirmektedir.


Rabıta nedir?
Sual:
Rabıta ne demektir, rabıta yapmak gerekir mi?
CEVAP
Rabıta; irtibat kurmak, Ehl-i sünnet âlimlerini sevmek, onların yolunda olmak, onların bildirdiği gibi yaşamak, her adımında, acaba bu yaptığımdan razı olurlar mı diye düşünmek demektir. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını severek okuyan, elbette maksadına kavuşur. Hakikat Kitabevi’nin, bu kıymetli eserlerden hazırlanan kitaplarını okuyan, hem bilmediklerini öğrenir, hem de kitaplarda ismi geçen Velileri tanıyarak, kalbi onlara meyleder, bağlanır. Bütün dünyaya saçtıkları nurları alıp, olgunlaşmaya başlar. Ham bir karpuz, güneşin ışıkları karşısında zamanla olgunlaştığı, tatlılaştığı gibi, yetişerek kâmil bir insan olur. Nefsi de gafletten kurtulup, namazın tadını duymaya, ibadetlerden zevk almaya başlar. Günahlardan, haram olan şeylerden, kötü huylardan nefret duyar. İyi huylar onun âdeti olur. Herkese iyilik eder, insanlara faydalı olur. Ebedi saadete kavuşur ve başkalarının da kavuşmasına sebep olur.

Rabıtanın bir de ıstılah manası vardır. Yukarıda bildirilenler yapılınca bu rabıtayı yapmak gerekmez.