ARA
SORULARLA İSLAMİYET / SESLİ

Zarf ve mazruf
Sual: (Allah rahmet etsin)
deniyor. Bu ifade yanlış değil mi? Çünkü rahmet; acımak, şefkat etmek, esirgemek anlamındadır. Allah acımak etsin denir mi hiç? Allah acısın, merhamet etsin denir. (Vatan sevgisi imandandır) deniyor. Vatan denilen şey nedir? Bu da yanlıştır. Hazret-i Ali’nin, (Zaman sana uymazsa sen zamana uy!) dediği söyleniyor. Bu da yanlıştır. Zaman ne ki de, zamana uyulsun? Hazret-i Ali böyle yanlış bir sözü nasıl söyler ki?
CEVAP
Her üç söz de yanlış değil, doğrudur. Zarf söylenir, mazruf yani zarfın içindeki anlaşılır. Zamana uymak, o zamanda yaşayan insanlara uymak, onlar gibi hareket etmek demektir. Burada zarf zaman, mazruf da o zamanda yaşayan insanlardır. Kur’an-ı kerimde olduğu gibi, Türkçede de buna örnekler vardır:

1-
Yusuf aleyhisselam, kardeşlerinin çuvalına bir tas koyup, (Tası siz mi aldınız, arayacağız) dediklerinde, kardeşleri, (Biz peygamber çocuklarıyız, hırsızlık etmeyiz) dediler. Daha sonra, (İsterseniz “karye”ye sorun) dediler. Karye, köy veya şehir demektir. Burada mazruf söylenmiş, yani şehir denmiş, mazruf anlaşılır. Mazruf da şehir halkıdır. (Köy halkına sor) yerine, (vese’lil karye = köye sor) ifadesi kullanılmıştır. (Yusuf 82) Burada zarf köy, mazruf ise köy halkıdır.

2-
Zalim köylüler manasında, (Karye-tiz-zalim = zalim köy) ifadesi kullanılmıştır. (Nisa 75) Burada da zarf köy, mazruf ise köy halkıdır.

3-
(Vatan sevgisi imandandır) hadisi şerifinde de, zarf söylenerek mazruf anlaşılmaktadır. Zarf vatandır, mazruf ise vatandaki insanlardır.

4- (Soba yanıyor)
dediğimiz zaman, sobanın içindeki odun, kömür, gaz yanıyor demektir. Yoksa sobanın kendisi değildir. Zarf sobadır, mazruf ise içinde yananlardır.

5-
(Bu sınıf tembel) dendiği zaman, sınıftaki öğrencilerin tembel olduğu anlaşılır. Zarf sınıftır, mazruf olan sınıftaki talebelerdir.

6-
(Cömert köy) dendiği zaman, köydeki insanların cömertliği anlaşılır. Şeref-ül mekân bil mekîn. (Bir yerin şerefi içindekilerle ölçülür) sözü de bunu açıklamaktadır. Cömertlik şerefi yerle değil, oradaki insanlarla ölçülür. Bundan Kâbe-i şerif ve camiler müstesnadır.

7-
(Yarışmayı Deniz Lisesi kazandı) denince, Deniz Lisesi’ndeki öğrenciler anlaşılır.

8- (Yıldız dikiş nakış yurdu birinci oldu
) denince, yurtta dikiş nakış öğrenenler anlaşılır.

9- (Türkiye anarşide dünya birincisidir)
denilince, o ülkedeki insanlar anlaşılır. (Dünya melundur) hadis-i şerifinde de, lanetlenen Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerdir.

10- (Rahmetullahi aleyh)
demek, Allah ona rahmet etsin, yani Allah ona merhamet etsin, acısın demektir. (Farzları öğrenip onunla amel edene veya başkasına öğretene Allah rahmet etsin) hadis-i şerifi de böyledir.

Aynaya bak
Sual:
(Dön de aynaya bak) denince, (Aynaya baktım bir şey göremedim, bu söz manasızdır) deniyor. Bu söz uygun değil midir?
CEVAP
Uygundur. Nasıl, (Gözümden düştün) denilince, (gözümüze çıktın, oradan düştün) demekle alakası yoksa bunun da normal aynaya bakmakla alakası yoktur, mecazdır. Bu söz, genel olarak, (Olur mu üç kulak, dön de aynaya bak) şeklinde, kendi hatalarını görmeyip başkalarını eleştiren insanlara ikaz için söylenir. Üç kulak tabirinde kuvvetli bir mecaz var. İki kulağı olduğu halde üç kulağım var diyerek gerçeklere açıkça aykırı konuşanlar uyarılıyor. Yine mecaz manada, madalyonun ters tarafı veya ters yüzü deyimi vardır. Madalyonun ters yüzü deyimi, genelde çok iyi gibi görünen bir durumun bir de, kötü tarafı olduğunu, olaylara tek taraflı bakmamak gerektiğini vurgulamak için kullanılır.

Yâ ile başlayan ifadeler
Sual:
Resulullah kelimesi, bazen Resulallah okunuyor. Niçin böyle okunuyor?
CEVAP
Arapçada yâ ile başlayan kelimeler öyle okunur. Birkaç örnek verelim:
Resulullah, yâ ile başlayınca, yâ Resulallah olur.
Rabb-ül âlimin, yâ ile başlayınca, yâ Rabb-el âlemin olur.
Ebu Bekir, yâ ile başlayınca, yâ Eba Bekir olur.
Ebu Ubeyde, yâ ile başlayınca, yâ Eba Ubeyde olur.
Emir-ül müminin, yâ ile başlayınca, yâ emir-el müminin olur.
Melek-ül mevt, yâ ile başlayınca, yâ melek-el mevt olur.
Hüccet-ül islam, yâ ile başlayınca, yâ hüccet-el islam olur.

Tanrının hakkı üçtür demek

Sual: (Tanrının hakkı üçtür) deniyor. Bunun Hıristiyanlardan geldiği doğru mudur?
CEVAP
Hıristiyanlıkta, baba, oğul ve kutsal ruh diye üç ilaha inanılır. Her ilahın bir hakkı olduğu düşünülerek söylenmiş olabilir. Müslümanlıkta böyle bir şey yoktur.

Allah’ın evi
Sual:
Beytullah Kâbe demek değil midir? Mabedlere Beytullah denir mi?
CEVAP
Beytullah,
Allah’ın evi demektir. Mabede de, camiye de, mescide de, Beytullah denir.
Mabed, ibadet edilen yer demektir.
Cami, toplanılan, toplanılıp ibadet edilen yer anlamındadır.
Mescid, Allahü teâlâya secde edilen, ibadet edilen yer demektir.

Aşk, sevgi ve heves
Sual:
Aşka geçici heves, sevgiye gerçek duygu denebilir mi?
CEVAP
Sevgiyle aşk, aynı şeydir. Sevgi, gönlün zevk aldığı şeye meyletmesi demektir. Hep beraber olmayı istemek, beraber olmaktan zevk, lezzet duymaya sevgi denir. Sevginin kuvvetli olmasına da, aşk denir.

Sevginin deyim anlamı ise şöyledir:
Sevgi, hiçbir karşılık beklemeden sevgiliye tâbi olmak, Ona itaat etmek, Onun her işini güzel, her eziyetini, her iyilikten daha tatlı görmek ve Onun dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmektir. Buna, hubb-i fillah buğd-i fillah da denir. Burada sevgili, Allahü teâlâdır. Allah için olan sevgi değerlidir, Allah için olmayanda hayır yoktur.

Günümüzde, yanlış olarak, nefsin şehvani, hayvani arzularına, geçici hevese, aşk deniyor. Bu çok yanlıştır. Mefhumların karışmasına sebep oluyor. Eğer nefsin şehvani arzusuna heves dersek, heves çok kötüdür:

Heves rezalettir. Sevgi fazilettir.

Heves uyutmaz. Sevgi unutmaz.

Heves, akıl mantık hislerini alt üst eder. Sevgi akılla hedefe gider.

Heveste tuzaklar var. Sevgide her şey aşikâr.

Heves, gafilce işlere girişir. Sevgi yüksek menzillere erişir.

Heves, sık sevgili değiştirir. Sevgi, ayırmaz birleştirir.

Heves, iffeti giderir. Sevgi, iffet içinde erir.

Heves, uyuşturur, gizli buluşturur. Sevgi, şehveti yatıştırır.

Heves, güveni sarsar ve kandırır. Sevgi itimat kazandırır.

Heves, çiçek koklar, doyar, başka arar. Sevgi, çiçeği sular, büyütür, adam yapar.

Heves, geçer yalan olur, seni sokar yılan olur. Sevgi gerçek olur, seni arar bulur, tehlikeden korur.

Heves kısa sürer. Sevgi ömür boyu gider.

Heves aldatır, bunaltır. Sevgi aldatmaz, doğruluktan ayrılmaz

Heves kıskanır. Sevgi güvenir.

Heves parçalar. Sevgi birleştirir.

Heves kuduz açlara benzer. Sevgi şifalı ilaçlara benzer.

Heves ikiyüzlüdür, riyakârdır. Sevgi ihlâstır, güneş gibi parlar, ısıtır.

Heves ezip geçer, yeni av seçer. Sevgi onu muhafaza eder, onunla gider.

Heves kısa yatırım der. Sevginin hedefi sonsuza gider.

Heves geçicidir, seçicidir. Sevgi kalıcıdır, gönül alıcıdır.

Heves, sultanı köle eder. Aşk, köleyi sultan eder.

Hazret-i Züleyha, önce hevesi, sonra sevgisi uğruna, Hazret-i Yusuf için malını, mülkünü, güzelliğini, hatta bütün servetini feda etti. Yusuf’u gördüm diyene altın verdi. Yusuf aleyhisselamla evlendiği zaman yanına gitmedi. (Allahü teâlânın sevgisi bana yeter!) dedi. Gerçek aşka kavuştuğu anlaşıldı.

Sevginin kuvvetli olanına aşk dendiğini bildirmiştik. Allahü teâlâ da Peygamberimizi çok seviyor, yani ona âşık olmuştur. Hadis-i kudside buyuruluyor ki:
(Ey Resulüm, İbrahim peygamberi halil [dost], seni ise habib [sevilen, maşuk] edindim.) [Mevahib-i ledünniyye]

Mevlidde de, Allahü teâlâ, (Habibim sana âşık oldum) buyuruyor. Aşkı nefsin şehvani arzusu bir heves sananlar, bu ifadeyi tenkit etmek talihsizliğine düşmüşlerdir.

Bu aşk ne işe benzer?
Parlak güneşe benzer,
Aşkı olmayan gönül,
Kayaya, taşa benzer.

İhlâs ne demektir?
Sual:
İslam Ahlakı kitabında, (İhlâs, ibadetleri, Allah emrettiği için yapmaktır) deniyor. Zaten herkes, Allah emrettiği için yapmıyor mu?
CEVAP
O cümlenin devamında açıklanıyor. İhlâs, ibadetleri, sırf Allah rızası için, başka hiçbir menfaat düşünmeden, onun emri olduğu için yapmaktır. Başka bir menfaat düşünülünce ihlâsı zedeler. Mal, mevki, hürmet, şöhret kazanmak için yapılan ibadete riya karışmış olur. Böyle ibadete sevab verilmez. Günah olur, azap yapılır. Demek oluyor ki:
1- İbadetler, Allahü teâlâ emrettiği için yapılmalı,
2- Onun rızasından başka, maddi, manevi hiçbir menfaat gözetilmemeli,
3- Her ibadet severek, beğenerek yapılmalıdır.

Din nasihattir
Sual:
Bir hadiste, (Din nasihattir) deniyor. Din, ilahi emir ve yasakların toplamı değil midir?
CEVAP
Bu hadis-i şerif, dini tarif etmiyor, nasihatin önemini belirtiyor. Din, nasihatle, emr-i maruf ve nehy-i münker yapmakla ayakta kalır, yani din, nasihatle devam eder demektir.

Sabahın körü
Sual:
(Sabahın körü demek caiz değildir, sabahın nuru demelidir) deniyor, doğru mu?
CEVAP
Hayır, doğru değildir. Sabahın körü ifadesi, sabahın en erken saatinde, ortalığın iyice aydınlanmadığını anlatıyor. Göz iyice görmediği zaman demektir. Ayrıca nur, aydınlık demektir ki, o saatte aydınlık olmuyor. Sabahın nuru demek yanlış olur.

Fena ve beka
Sual:
Tasavvuf kitaplarında fena, beka kelimeleri geçiyor. Bunların anlamı nedir?
CEVAP
Fena; fâni olmak, yok olmak, yani kötü ahlaktan kurtulmak, dinin emirlerine tam riayet etmektir. Beka da, güzel ahlak sahibi olmaktır. Allahü teâlâyı her şeyden, canından, malından ve çoluk çocuğundan çok sevmeye fenafillah denir. Bekabillah da, Allahü teâlânın onu sevmesidir.

Ebu Turab
Sual:
Hazret-i Ali’ye niye Ebu Turab deniyor? Turab nedir?
CEVAP
Turab toprak demektir. Hazret-i Ali, mescidde kuru yerde yatarken Peygamber efendimiz, Hazret-i Ali’nin yüzünün toz toprak içinde olduğunu gördü. Bizzat mübarek elleriyle toprağı yüzünden silkip, (Kalk yâ Eba Turab) buyurdu. Hazret-i Ali, (Benim için Ebu Turab lakabı bu bakımdan çok kıymetlidir) buyururdu. Ebu Turab, toprak babası demek değildir. Toprağı seven, toprakla haşır neşir olan, tevazu ehli demektir.

Kaçın kur’ası
Sual:
Bir kimse için, (Kaçın kur’ası) demek caiz midir?
CEVAP
Kur’a,
çekiliş demektir. Eskiden askerde, devreler kur’ayla belirlenirdi. Eskiler, daha tecrübeli olduğu için, onu kandırmak zor anlamında, kaçın kur’ası denirdi. Yani böyle söylemekte mahzur yoktur..

Gavs ve kutub
Sual:
Gavs ve kutub ne demektir?
CEVAP
Gavs
, kelime olarak yardım eden demektir. Evliya arasında, kullara yardımla görevli olan zattır. Allahü teâlânın izniyle insanların imdadına yetişmesi sebebiyle gavs denmiştir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Gavs, kutb-i medardan üstündür. Kutb-i medar, birçok işlerinde, ondan yardım bekler. Ebdal denilen makamlara getirilecek Evliyayı seçmekte bunun rolü vardır. (1/256)

Kutub
, işlerin görülmesine veya insanların doğru yolu bulmasına vasıta kılınan büyük zattır. Dünya işleri ve madde âlemindeki olaylarla alâkalı olana, kutb-i medar veya kutb-i aktab [kutublar kutbu], din ve irşad işiyle görevli olana kutb-i irşad denir.

Yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kutb-i ebdal yani kutb-i medar, âlemde, dünyada her şeyin var olması ve varlıkta durabilmesi için feyz gelmesine vasıta olur. Kutb-i irşad, âlemin irşadı ve hidayeti için feyzlerin gelmesine vasıta olur. Her şeyin yaratılması, rızkların gönderilmesi, dertlerin, belaların giderilmesi, hastaların iyi olması, bedenlerin afiyette olması, kutb-i medarın feyzleriyle olur. İman sahibi olmak, hidayete kavuşmak, ibadet yapabilmek, günahlara tevbe etmekse, kutb-i irşadın feyzleriyle olur. Her zamanda, her asırda kutb-i ebdalin bulunması lazımdır. Hiçbir zaman, bunsuz olamaz; çünkü âlem bununla nizam bulur. Bunlardan biri ölünce, bunun yerine başkası tayin edilir; fakat kutb-i irşadın her zaman bulunması lazım değildir. Öyle zamanlar olur ki, âlem imandan ve hidayetten büsbütün mahrum kalır. Resulullah efendimiz, o zamanın kutb-i irşadı idi. O zamanın kutb-i ebdali de, Hazret-i Ömer ve Veysel-i Karni hazretleriydi. Kutb-i irşadla, bütün insanlara iman ve hidayet gelir. Kalbi bozuk olanlara gelen feyzler, dalalet, kötülük haline döner. Şeker hastasına verilen kıymetli gıdaların, onun kanında zehir haline dönmesine benzer. Yahut safrası bozuk olana, tatlının acı gelmesine benzer. (Mearif-i ledüniye)

Teberrük ne demektir?
Sual:
Teberrük, teberrüken ne demek?
CEVAP
Teberrük; bir şeyi bereket veya saadet vesilesi sayarak almak veya vermek demektir. Uğur ve bereket saymak, ilahi hayra ortak olmak anlamına da gelir.

Teberrüken, bereket ve saadet vesilesi olarak demektir.

Eshab-ı kiram, Resulullahın kullandığı eşyalarla teberrük ederlerdi. Abdest alırken kullandığı sularla, mübarek terleriyle bereketlenirlerdi. Gömleği, bastonu, kılıcı, terlikleri, bardağı, yüzüğü ve kullanmış olduğu her şeyle bereketlenirlerdi. Müminlerin annesi Ümm-i Seleme validemizin yanında, Peygamber efendimizin mübarek sakalından bir kıl vardı. Hasta gelince, kılı suda bırakır. Sonra çıkarıp bu suyu ona içirirdi. Mübarek bardağına su koyup, şifa için içerlerdi. (Usul-ül-erbea)

İmamı Şafii hazretleri buyurdu ki:
İmam-ı a’zam Ebu Hanife ile teberrük ediyorum. Zor bir durumda kalınca, kabrine gidip, iki rekat namaz kılarak Allahü teâlâya yalvarıyor ve dileğime kavuşuyorum. (Huccet-ül-islam)

Selefi denilen kimseler, teberrük etmeye şirk diyorlar. Taştan, ağaçtan, puttan veya gayrimüslim mezarından teberrük şirk olur. Fakat Enbiyanın ve Evliyanın kabirlerini ziyaret edip, onların bereketiyle Allahü teâlâdan feyz ve bereket beklemeyi bunlara benzetmek, cahilliktir. Bu yüzden milyonlarca Müslüman’a küfür ve şirk damgasını basmak da, Müslümanlar arasında bölücülüktür. (Kıyamet ve Ahiret)