ARA
Şuan buradasınız: Dini Şiirler Ey gönül
SORULARLA İSLAMİYET / SESLİ

Gönlüm, bülbül gibi başla figana,
Hâlini açıkla bütün cihana.

Aşk ile meşk gizli kalmaz cihanda,
Deliye dönmüştün hani ilk anda.

Doymayan bir hırsa açtın kucağı,
Ne yazık yıkıldı gönül ocağı.

Gönül, sana ne söylesem pek azdır,
Git aşk kitabına ismini yazdır!

Böyle hâlin yoktur dünyada eşi,
Gönül, yakmış seni, aşkın ateşi.

Yârin, dertlerine deva olmuyor,
Tabibin yarana neşter vurmuyor.

Hasret deryasına sokup boğdurdu,
Üstelik başına bela yağdırdı.

Yalvardın, yakardın, etmedi hiç kâr,
Gizli sırlarını etti âşikâr.

Günlerce peşinden koşup yoruldun,
Hicran ateşiyle yanıp kavruldun.

Nasıl çile çektin gündüz ve gece,
Gel ey gönül, söyle n’oldu netice?

Her maceranı yaz kitaba tek tek!
Okunsun, dinlensin kıyamete dek.

Sevgi hazinesi gizli kalmasın,
Öyle yaz ki kimse kusur bulmasın!

İçinde çeşitli konu olmalı,
Okuyanlar bundan ibret almalı.

Mecâzi bir aşktır, kapılma hisse,
Hakikat ehl-i de almalı hisse.

Herkes bundan alsın neyse nasibi!
Hâyırla yâd etsin âşık garibi!

Ey gönül her sözün etkili olsun!
Okuyanın gözü yaş ile dolsun!

Sevgiyi bilmeyen aşka boyansın!
Gaflette olanlar bilip uyansın!

Aşkını işiten hayrette kalsın!
Tefekküre dalsın, payını alsın!

Ayrılık derdine duçâr olanlar,
Bunu hep okusun nâçâr kalanlar.

Oğlu kızı ölen bir baba-ana,
Teselli bulsunlar bununla câna.

İrfan ehli olmak bakmıyor yaşa,
Ancak bunu ehli eder temaşa.


Hakkın kudreti

Hudâ’nın ismiyle başlarız söze,
Rahmândır kolaylık gösterir bize.

Allah’ın adını anmalı insan!
Emre uymalıdır, hiç aksatmadan!

Bismillah diyelim her işimizde,
Unutma ki şeytan hep peşimizde.

Bir işe başlarken dersek Bismillah,
Elbet yardım eder Cenab-ı Allah.

Ortakları olmaz, yoktur benzeri,
Noksan sıfatlardan şüphesiz beri.

Hâşâ, oğlu, kızı olmaz Hudâ’nın,
İşinde yanlışlık olmaz Yezdân’ın.

Cümle mahlukâtı var etti yoktan,
Kimi ateştendir, kimi topraktan.

Kurumuş balçıktan insan eyledi,
Türlü nimetleri ihsan eyledi.

“Ol” emriyle kâinatı yarattı,
Semaları yıldızlarla donattı.

Kudreti sonsuzdur, kışı yaz eder,
Kullarına acır, hep ikâz eder.

Bir nizâm içinde arzı döndürür,
Bulutlardan tatlı sular indirir.

Taş içre ateş gizledi Rahmân,
Halk eyledi suda, inci ve mercân.

Bir bebek doğunca hazırdır azık.
Annenin göğsünden gönderir rızk.

Bir sevgi verir ki ana-babaya,
Katlanırlar onun için cefaya.

Bin bir ihtimamla ona bakarlar,
Şefkat ile üstün başın yıkarlar.

Kulakları burnu, gözü veren O,
Saça siyah sarı boya süren O.

Vücudun üstüne başı koyan O,
Gözlerin üstüne kaşı koyan O.

İnsanı ağlatan, güldüren Odur,
Yaşatıp sonra da öldüren Odur.

Kalblerde sevgiyi halk eden Odur,
Salihleri nura gark eden Odur.

Yusuf’a harika güzellik verdi,
Züleyhâ’yı ona âşık eyledi.

Herkes Züleyhâ’yı alaya aldı,
Yusuf’u görenler hayrette kaldı.

Bu bir insan değil, melek dediler,
Parmaklar kesildi, fark etmediler.

Halil’i ateşe yaktırmayan O,
Salihi harama baktırmayan O.

Halil İbrahim’i küstürmeyen O,
Oğlunu bıçağa kestirmeyen O.

Yunus’u balığa yutturan Odur,
Ölüm korkusunu tattıran Odur.

Süleyman’ı gökte gezdiren Odur,
Firavunu suda ezdiren Odur.

Kâfir Ebu Cehli şaşırtan Odur,
Kazdığı kuyuya düşürten Odur.

Her işinde vardır bir çok hikmeti,
Bakınca görülür sonsuz kudreti.

Bize nasip etsin iman nimeti,
İmanlı kuluna verir Cenneti.


Peygamberimiz

Cenab-ı Hak, Resulünü gönderdi,
Kelam-ı kadimi ona indirdi.

İsmi söylenecek dillerde ebet,
Müslümanlar Ona eder muhabbet

Her iki cihânın serveridir O,
Cennet yolunun rehberidir O.

Odur kâinatın kâmil insanı,
Odur Hakkın bize yüce ihsanı.

Hem yerde, hem gökte fahr-i âlemdir,
Ona inanmamak sonsuz elemdir.

Onun yolundadır bütün evliya,
Ümmet olmak ister Ona enbiya.

Sünnetine sarılmalı Müslüman,
İhsana kavuşur Resule uyan.

Bir adı Mahmut, bir adı Ahmet,
Oldu bütün âlemlere rahmet.

Beddua etmedi düşmana bile,
Emindi yapmazdı kimseye hile.

Nuru ile aydınlandı kâinat,
Onda görülmüştü pek çok mucizât.

Harikalar verdi Ona yaradan,
Temiz sular aktı parmaklarından.

Bir gece Kudüs’e vardı, Mekke’den,
Bir ânda gökleri Odur seyreden.

Onu tasdik eden yüce Kur’andır,
Peygamberliğine kâfi burhandır.


Resulullah

Sultanlar sultanı Peygamber iken,
Yaratılmamıştı hazret-i Âdem.

Hak katında Onun kıymeti çoktur,
Şerefi, izzeti, rağbeti çoktur.

Nebilerin, resullerin mâhıdır,
İlm-i zâhir, ilm-i ledün şâhıdır.

O teşrif edince değişti insan,
Ona iman etti putlara tapan.

Kusursuz olarak yaratıldı O,
Güzel huylar ile donatıldı O.

Sadık idi, ondan herkes emindi,
Bütün ataları birer mümindi.

Sen rahmetsin diye, Rabbi övüyor,
Habibimdir diyor, Onu seviyor.

Kur’anda Rabbi ona salat ediyor,
Ümmete siz de salat edin diyor.

Yetim diye bakar nasipsiz ona,
Bu yüzden gelmedi kimi imana

Peygamber bilene edildi ihsan,
Köle iken oldu ebedi sultan.

Her an ümmetine kucak açıyor,
Karanlık dünyaya ışık saçıyor.

Her derde devâdır, her ruha şifa,
Gözlere sürmedir, kalblere cila.

Herkesin seyyidi başlara taçtır,
Bütün insan ve cin ona muhtaçtır.

Aşkı ile yanan, bağrı kanayan,
Bâtıla sapar mı onu tanıyan.

Bu aşkın sırrını gafil anlamaz,
Bid’at ehli olan onu tanımaz.

Bütün dertlilerin dermanıdır O,
Aşkla yanan gönlün fermanıdır O.

Müminin arzusu, emeli odur,
Hakiki imanın temeli odur.


Habibullah

Bir kimse ki olsa birine âşık,
Eğer bir de olsa aşkında sadık.

Feda eder ona bütün malını,
Hem de esirgemez asla canını.

Daha kıymetlidir sevdiği candan,
Can ne ki, üstündür iki cihandan.

Reddetmez, mahbubun hiçbir sözünü,
Peki, der ekşitmez asla yüzünü.

Onun her zahmeti rahmettir ona,
Onun her hizmeti minnettir ona.

Sever sevdiğinin sevdiğini de,
Hem sever köyünün köpeğini de.

Onun düşmanına hep düşman olur,
Onu biraz üzse çok pişman olur.

Kul kulu sevince, olursa böyle,
Yâ Mevlâ severse, ne olur söyle.

İşte yüce Mevlâ izzeti ile,
Sevdi Resulünü kudreti ile.

Onu kendisine habib eyledi,
Hasta gönüllere tabib eyledi.

Dünyada ne kadar deniz var ise,
Mevlâ hepsini de mürekkep etse,

Melek, ins ve cinne verse kalemi,
Kağıt yapsa on sekiz bin âlemi,

Yıllarca yazsalar, onun methini,
Yine yapmazlar binde birini.

Ona yakın olmak büyük nimettir,
Ayağının tozu cana minnettir.

Vasfına olamaz kimse tercüman,
O olmasa idi, olmazdı cihan.

Yâ Rabbi habibinin hürmetine,
Kavuştur bizleri şefaatine.


Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık

Resul-i Ekremin birinci yâri,
Hak katında büyük Sıddîkin yeri.

Bütün eshab gördü şudur hakikat,
Hazret-i Resule etti sadakat.

Her yerde Resulü tasdik etmiştir,
Malıyla canıyla desteklemiştir.

Erkeklerden dine ilk giren odur,
İman nuru ile ilk gören odur.

Cennete de önce o girer elbet,
Ona nasip olur bu büyük nimet.

Peygamberden sonra en üstün kişi,
Sözle anlaşılmaz, muhabbet işi.

Resule sevgide mihenk taşıdır,
Hicrette mağara arkadaşıdır.

Kayınpeder oldu Resulullaha,
Böylece kazandı, bir şeref daha.

Resul ne söylerse doğrudur derdi,
Onu canından da fazla severdi.

Bütün insanlardan parlak imanı,
Nuru aydınlatır iki cihanı.

Her kim ol hazrete ede muhabbet,
Cennette onunla olacak elbet.

Onu sevmeyenler felah bulamaz,
Cennet kokusunu bile alamaz.

Onu sevmek şarttır mümin herkese,
Nâra düşer, ona buğzeden kimse.


Hazret-i Ömer-ül Faruk

Ömer, Resulullaha ikinci halifedir,
Dokuzuncu göbekten onun nesebindendir.

Müslüman olunca o, gizlenip kalamadı,
Kâ’beye gitmek için yerinde duramadı.

Müslümanlar kırk kişi olmuştu onun ile,
Hazret-i Ömer önde, geldiler hep Kâ’beye.

İleriye atıldı, o heybetli kahraman,
Müşriklere yaklaşıp şöyle okudu meydan.

(Heyy, beni bilen bilir, bilmeyen varsa bilsin!
Hattâboğlu Ömer’im, çıldıran beri gelsin!

Varsa karısını dul bırakmayı isteyen,
Çocuğunu da yetim, durmadan gelsin hemen!)

Dayısı Ebu Cehil, orada donup kaldı,
Toplanan kalabalık şaşkınlıkla dağıldı.

Heybeti müşriklere korku dehşet saçardı,
Şeytan yolda rastlasa ondan hemen kaçardı.

Hicretler gizli iken onun ki açık oldu,
Onu gören düşmanın kalbine korku doldu.

Açıktı basireti, hakkı iyi bilirdi,
İctihadı Kur’âna hep muvâfık gelirdi.

Alçak gönüllü idi, pek çoktu adaleti,
İnsanlara acırdı, pek çoktu merhameti.

Özü sözü doğruydu, bu yüzden Faruk dendi,
Edildi büyük ihsan, Cennetle müjdelendi.

Şeref üstüne şeref, nimete kondu Ömer,
Sultanlar sultanına olmuştu kayınpeder.

Hazret-i Ali’nin de, olmuş idi damadı,
İslam’a hizmet için usanıp yorulmadı.

Ömerle Cenab-ı Hak, ziynet verdi İslam’a,
Onun kılıcı ile, din yayıldı cihana.

O, İslam’ın sesini her tarafa duyurdu,
Onun için Resulü ekrem şöyle buyurdu:

(Benden sonra peygamber gelmiş olsaydı eğer,
Hattabın oğlu Ömer, olur idi Peygamber.)

Hak nuruyla bakardı, keskindi firaseti,
Çoktu güzel hasleti, sayılmaz fazileti.


Hazret-i Osman bin Affan

Üçüncü halifesi o, Resul-i Ekremin,
Beşincisi olmuştur, ilk iman edenlerin.

Rukayye vefat etti sonra Hakkın Resulü,
Verdi ona öteki kızı Ümm-ü Gülsümü.

İkinci defa damat oldu Resulullaha,
Buyurdu ki: (Verirdim, bir kızım olsa daha.)

Onu pek çok severdi, Rabbimizin Habibi,
Ona dendi “Zinnureyn” iki nurun sâhibi.

Ebu Bekr-i Sıddıktır, Kur’anı toplattıran,
Osmanı-ı Zinnureyndir, çoğaltıp dağıttıran.

Çok zengindi malını Hak yolda etti feda,
Onu da Cennetle müjdeledi ol Hudâ.

Edeb yönünden onun gibisi pek yok idi,
Halim, selim, yumuşak, hayâsı pek çok idi.

Onun devrinde Kıbrıs, Endülüs fethedildi,
Sinâ Çölü geçildi, tâ Fizan’a gidildi.

Mâverâünnehirle, Semerkant ve Türkistan,
Alındı Acemistan, Kafkasya ve Hindistan.

İslam’ın sesini o, uzaklara duyurdu,
Peygamber Efendimiz, onun için buyurdu:

(Her nebinin Cennette bir arkadaşı vardır,
Benim ise orada arkadaşım Osman’dır.)

(Yemin ederim yetmiş bin kişi ümmetimden,
Onun şefaatiyle kurtulur Cehennemden.)

(Canım kızım Rukayye, çok hürmet et Osman’a,
Eshâbdan odur en çok huyu benzeyen bana.)

(Gökte bütün melekler, Osman’dan haya eder,
Hesaba çekilmeden, Osman Cennete gider.)

İbni Sebe isimli Yemenli bir Yahudi,
Yüce dini içinden parçalamak istedi.

Pek çok gayret gösterdi, ilk önce Medine’de,
Fakat başaramadı, çok çalıştı ise de.

Dedi “Mısır’da fitne çıkarmak daha kolay,”
Mısır Kıptilerinden kurdu çapulcu alay.

Medine’ye geldiler, bir sabah vakit erken,
Evde şehid ettiler, onu Kur’an okurken.

O haya timsalini sevmek ne büyük nimet,
Yâ Râb, şefaatini hepimize nasip et!


Hazret-i Ali ibni Ebi Talib

Dördüncüsü Ali’dir, raşid halifelerin,
Ehl-i beytin ilki ve damâd-ı Peygamberin.

Odur irfan kaynağı, keramet hazinesi,
Odur Hakkın aslanı, evliyanın reisi.

İlmi çoktur, şu hadis, onun vesikasıdır,
(Ben ilmin şehriyim, Ali’de kapısıdır.)

Âyet-i kerimeyle edildi medhü senâ,
Kılavuz olmuştur o, bilcümle Müslümana

Âriflerin önderi, salihlerin rehberi,
Şüphesiz onu, sever âlemlerin serveri

Bil ki onu sevmeyen Ehl-i sünnet değildir,
Haricidir, sapıktır, ehl-i Cennet değildir.

Namaz kıldırır iken getirmişti tekbiri,
Şehid etti Ali’yi haricilerden biri.

İmâm-ı Ali Haydar, sevilir gökte ve yerde,
Şöylece övülmüştür hadis-i şeriflerde:

(Ali’yi seven mümin sevmeyen münafıktır,
Böyle kimseler ancak, Cehenneme layıktır.

Bilin, Ali’yi sevmek, imanın alameti,
Onu seven müminler bulmuştur selameti.

Ali’yi seven kimse beni sevmiştir elbet
Ona düşmanlık eden, bana etmiştir elbet.

Onu üzen, inciten beni incitmiş olur,
Beni inciten ise, Rabbi incitmiş olur.

Bil Ali’ye muhabbet, bana muhabbet demek
Bana muhabbet ise Hakka muhabbet demek

Onun güzel yüzüne bakmak ibadet olur,
Onun sevgisi kula, büyük saadet olur.

Ali’ye bir sıkıntı vermek için uğraşan,
Muhakkak bilmeli ki, kendi olur perişan

Kadınların üstünü Fatımat-üz-Zehrayı
Rabbim bana emretti ona nikahlamayı.

Her peygamberin nesli kendisinden gelmiştir,
Benimkini ise Hak, Ali’den halk etmiştir.

Bana Ali’den daha sevgilidir Fatıma,
Fakat Ali kıymetli, azizdir ondan daha

Ali’nin yakınlığı bana aynen şöyledir,
Harun’un Musa ile yakınlığı gibidir.)

Ya Rabbi sevgisini nakşeyle kalbimize,
Onun şefaatini nasip et hepimize.