ARA
SORULARLA İSLAMİYET / SESLİ

Sual: İbni Sebeciler, Hazret-i Ali ile savaşan sahabeye kâfir diyorlar. Eshab-ı kirama kâfir diyen kâfir olmaz mı?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde Eshab-ı kiramın tamamının Cennetlik olduğu bildirilmektedir. Yine savaşmanın, adam öldürmenin küfür olmadığı Kur’an-ı kerimde açıkça yazılıdır. Ayrıca, şirkten başka, bütün günahları Allah’ın affedeceği de, Hazret-i Vahşi gibi sonradan Müslüman olan kimselerin günahlarının sevaba çevrileceği de bildiriliyor. Onun için eshab-ı kiramdan herhangi birisini kötülemek âyetleri inkâr etmek olur. Peygamber efendimiz de, (Eshabımın kusurları, yanlış hareketleri olacaktır. Ancak Allahü teâlâ, benim hatırım için onların kusurlarını affedecektir) ve (Eshabımın kusurlarını söylemeyin! Kalbleriniz onlara karşı değişir) buyuruyor.

İki Müslüman ordunun savaşması kâfirlik değildir, birbirleriyle savaşanlar kâfir olmazlar. İşte âyet-i kerime meali:
(Müminlerden iki taife birbiriyle çarpışırlarsa, aralarını bulun, müminler elbette kardeştir, kardeşlerinizin arasını bulun.) [Hucurat 9-10]

Diğer âyet-i kerimeler olduğu gibi bu âyet-i kerime de ibni Sebecilerin belini kırmaktadır. İbni Sebecilere en güzel cevabı Allahü teâlâ vermiştir. Âlemlere rahmet olarak gönderdiği Resulünü ve Onun kıymetli arkadaşlarını yani eshabını Allahü teâlâ müdafaa etmektedir. Kâfirlere en güzel cevabı O vermektedir. Bundan üstün rütbe olur mu?

Adam öldürmek, zina, içki, hırsızlık çok büyük günah iseler de kâfirlik değildir. Sonradan Müslüman olan Hazret-i Ebu Süfyan, Hazret-i Muaviye ve Hazret-i Vahşi, tertemiz birer Müslüman, Cennetlik bir sahabi olmuşlar, eski günahları da sevaba çevrilmişti. İşte âyet-i kerime mealleri:
(Tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevaplara çeviririm. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir.) [Furkan 70)

(Allah, dilediğinin, şirkten
[küfürden] gayri günahlarını affeder.) [Nisa 48, 116]

[Kâfir iken Müslüman bir kimseye dil uzatan bu âyeti inkâr etmiş olur. Bu bakımdan Resulullahın kayınbiraderi Hazret-i Muaviye’ye ve kayınpederi Hazret-i Ebu Süfyan’a kâfir diyen İbni Sebeciler bu âyete göre kâfir oluyorlar. Ayrıca şu hadis-i şerife göre de kâfir oluyorlar:
(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari]

Resulullah efendimiz de, kayınpederine, kayınbiraderine dil uzatanları da lanetleyerek buyuruyor ki:
(Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini eshab [arkadaş] olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak ve din-i İslamı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshar, [zevce, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader ve baldız gibi kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere, iftira edenlere, Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.) [Hakim]

(Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.)
[Deylemi]

Eshabın hepsi Cennetlik idi ve birbirlerini çok severlerdi
Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde Cennet ile müjdelenen eshab-ı kiramdan herhangi birine kâfir demek, küfre sebep olur. Eshab-ı kiramın istisnasız hepsinin Cennetlik olduğu âyet ve hadislerle bildirilmiştir. İşte bir âyet-i kerime meali:
(Mekke’nin fethinden önce ve sonra Müslüman olanların hepsine de, Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]

Hepsinin Cennetlik olduğuna dair başka bir âyet-i kerime meali:
(Allah, Eshabın hepsine Cenneti söz verdi.) [Nisa 95]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Fetih suresinin 18.âyet-i kerimesinde, cenab-ı Hak mealen buyuruyor ki, (Ağaç altında sana biat eden, [yani emirlerini kayıtsız şartsız yapmaya söz veren] müminlerden Allah razıdır) ki, bunlar Sahabe-i kiram idi (ve onlara Sekine, [yani Tumaninet, kalblerine kuvvet] veriyor ve sana olan sevgilerini, Sıdk ve ihlası biliyor ve onları yakın bir fetih ve zafer ile sevaplandıracağını müjdeliyor.) Hudeybiye anlaşmasında, Sidre yahut Sümre ağacının altında yapılan söz vermeye işarettir. Görülüyor ki, Sahabeden herbirinin rıza-i ilahiye mazhar olduğu ve kalblerinin temiz ve halis olduğu ve sekinenin inzali ve Feth-i karib ile sevaplandırılacaklarını bildirmesi, mertebe ve şanlarının büyüklüğüne açık bir şahittir.

Fetih suresinin onuncu âyet-i kerimesinde, (Sana biat edenler) yani seninle gaza ve cihatta bulunup, din-i İslamın neşrinde, kullarıma nasihat vermekte ve doğru yolu göstermekte beraber olacaklarını ahd ve vaat edenler, (Allah ile mübayea, [yani vaat] etmiş olurlar) buyurdu. (Eshab-ı Kiram kitabı)

Allahü teâlânın zatı gibi sıfatları da sonsuzdur. Razı olması da sonsuzdur. Allah, Eshabdan birkaç sene razı oldu sonra vazgeçti denilemez. Allah sözünden dönmez.
İki âyet-i kerime meali:
(Allah asla sözünden dönmez.) [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31]
(Allah vaadinden dönmez.) [Rum 6]

Eshab-ı kiram birbirinin dostu idi. İşte âyet-i kerime meali:
(İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve
[hicret eden eshabı] barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır.) [Enfal 72]
Eshab-ı kiramı birbirine düşman gibi göstermek bu âyet-i kerimeye de aykırıdır.

Eshab-ı kiramın tamamının birbirini sevdikleri, mesela Hazret-i Ali’nin Hazret-i Muaviye’yi sevdiğini şu âyet-i kerime açıkça bildirmektedir:
(Muhammed aleyhisselam, Allah’ın Resulüdür ve Onunla birlikte bulunanların [Eshab-ı kiramın] hepsi, kâfirlere karşı şiddetli, çetin, fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır. Bunları çok zaman rüku ve secdede görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Çok secde ettikleri yüzlerinden belli olur. Bu Onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar, ekine benzer. İnce bir filiz yerden çıkıp kalınlaşıp yükseldiği gibi, az ve kuvvetsiz oldukları halde, kısa zamanda etrafa yayıldılar. Her tarafı iman nuru ile doldurdular. Herkes filizin halini görüp, az zamanda nasıl büyüdü diyerek, şaşırdıkları gibi, hâl ve şanları dünyaya yayılıp, görenler hayret etti ve kâfirler kızıp, öfkelendiler.) [Feth 29]
Eshab-ı kirama kızanların da kâfir oldukları yine bu âyet-i kerimede bildirilmektedir.

İki âyet-i kerime meali daha:
(İnanıp iyi işler yapanlar, Cennet ehlidir. Orada onlar ebedi kalacaklardır. Onların altlarından ırmaklar akarken, kalblerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. onlar derler ki: "Hidayetiyle bizi bu nimete kavuşturan Allah'a hamdolsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulamazdık. Rabbimizin resulleri gerçeği getirmişler." Onlara: İşte size Cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız diye seslenilir.) [Araf 42-43]

(Takva sahipleri, Cennetlerde ve pınar başlarında olacak, onlara "emniyet ve selametle girin” denilecektir. Biz, onların kalblerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.)
[Hicr 45,46,47]

Ehl-i sünnet âlimleri, bu âyetleri de, delil getirerek, Eshab-ı kiramın birbirlerini çok sevdiklerini, kalblerinden birbirlerine karşı en ufak kin bulunmadığını, Hazret-i Ali’nin; Hazret-i Muaviye’yi, Hazret-i Muaviye’nin de; Hazret-i Ali’yi çok sevdiğini bildiriyorlar. (Ali ile Muaviye birbirine düşman idi) diyerek bu âyetleri inkâr eden kâfir olur.

Din-i İslamın en büyük alimlerinden İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
Şüphe yoktur ki, Hazret-i Muaviye Sahabe-i kiramın nesep itibariyle büyüklerindendir. Peygamber efendimize nesep ile ve nikah ile çok yakın ve mahremleridir. Server-i âlem, Onun hilm ve sehasını meth ve sena buyurmuştur. Onda İslamiyet, sohbet, nesep, nikahla akrabalık şerefleri toplanmıştır ki, bunların her biri, Cennette Resulullahın yanında bulunmaya sebep olan şereflerdir. Bunlara hilm ve ilim ve Halifelik şerefleri de katılınca, kalbinde az bir safa ve sıdkı ve salahı ve imanı ve izanı olan kimse için artık bu hususta fazla anlatmaya lüzum kalmaz. (Sava’ik-ul-muhrika)

İbni Hacer-i Mekki hazretleri yine buyuruyor ki:
Araf ve Hicr surelerinde (Biz azimüşşan, onların kalblerindeki gıl ve gışşı nezettik) buyuruluyor. Yani kalblerindeki kin ve düşmanlık gibi şeyleri kökünden çıkarıp attık. Demek ki, hiçbir sahabi, başka bir sahabiye haset ve kin beslemez. Çünkü, hepsi Hakkulyakin mertebesine ulaşmışlardır. Aralarındaki savaşlar ictihad sebebi ile idi. Her biri, kendi ictihadı ile hareket etmeye mecbur olduğundan, hiçbiri kötülenemez. Eshab-ı kiramdan birini kötülemek, (Allah onlardan razıdır) mealindeki âyete inanmamak olur. (Tathir-ül-cenan)

İbni Sebeciler diyor ki:

(Sahabenin hepsinin hayırlı ve Cennetlik olduğunu bildiren âyetler gündeme getirildiği halde, onları itap eden [azarlayan] âyetler niye dikkate alınmıyor? Bu âyetler onların kâfir olduğunu göstermez mi?)
CEVAP
Hâşâ asla göstermez. Kâfirler için inen âyetleri delil gösterip bakın sahabe suçlanıyor demek çok yanlıştır. Aynı iftirayı Necdiler de yapmaktadır. Bununla beraber Eshab-ı kiramı itap eden âyetler olduğu gibi, Resulullahı itap eden âyetler de vardır. Bu âyetler, Peygamber efendimizin şanına noksanlık getirmeyeceği gibi, Eshab-ı kiramın şanına da noksanlık getirmez. Birkaç örnek verelim:
Abese suresinin başından 11 âyet, Resulullahı itap etmektedir. A’ma olan İbni ümmi Mektum hazretleri, Resulullah, müşrikleri imana davet ederken, içeri girip, (Bana dinimi öğret) diye bağırmıştı. Peygamber efendimiz de, şimdi sırası mı gibilerinden yüzünü ekşitmişti. Allahü teâlâ, bu yaptığının yanlış olduğunu bildirmişti. Peygamber efendimiz, bu zatı görünce, (Rabbimin, beni azarlamasına sebep olan zat) diye hitap ederdi.
Başka âyetlerde de buyuruluyor ki:
(Ey Peygamberim, zevcelerinin rızasını düşünerek, Allah’ın helal ettiğini, neden kendine haram ediyorsun?) [Tahrim 1]

(Allah seni affetsin; Doğru söyleyenlerle yalancıların kimler olduğu belli olmadan niçin onlara
[münafıklara] izin verdin?) [Tevbe 43]

Resulullah bir münafığın cenaze namazını kılmaya hazırlanırken de şu âyet-i kerime gelmişti:
(Onlardan [münafıklardan, kâfirlerden] ölen kimsenin namazını sakın kılma, kabri başında da durma! Çünkü onlar Allah’ı ve Peygamberini inkâr ettiler, fasık olarak öldüler.) [Tevbe 84]

Savaşta alınan esirleri mal karşılığı olarak salıverince şu âyet-i kerime gelmişti:
(Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak [alınan esirleri mal karşılığı olarak salıvermek] hiçbir peygambere yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise, ahireti kazanmanızı istiyor.) [Enfal 67]

Esirleri koyuvermek hakkında Beydavi tefsirinde deniliyor ki:
(Bu âyet-i kerime, Peygamberlerin ictihad ettikleri ve ictihadlarında yanılabileceklerini, ama hatalarının kendilerine hemen bildirildiğini, yanlışlarının düzeltildiğini göstermektedir.)

Peygamberlerin ictihadları hatalı kalmazdı. Mesela, Bedir gazasında alınan esirlere yapılacak muamele için, Server-i âlem bazı Sahabe-i kiram ile birlikte bir türlü, Ömer-ül Faruk ise, başka türlü ictihad etmişlerdi. Sonra, âyet-i kerime gelerek, Allahü teâlâ, Hazret-i Ömer’in ictihadının doğru olduğunu bildirdi. Bunun gibi Abese suresi de, bir ictihad hatasını düzeltmek için nazil olmuştu. Resulullahın vefatları sırasında, kağıt kalem hakkındaki emirlerinin anlaşılmasında Hazret-i Ömer’in ictihadı da böyledir. Bunlar gibi âyetler çoktur. Demek ki, bazı söz ve işleri, kendi isteği ve ictihadı ile idi. Kağıt istemesi de böyle idi. Hazret-i Ömer de kendi ictihadı ile istediğini bildiği için, rahatsız etmemek maksadıyla kağıt verilmesin dedi. Nitekim dediği gibi oldu. Vahiy ile istemiş olsaydı, isteğinden vazgeçmez, tekrar isterdi.

Resulullah böyle âyetlerle itap edilince, Sahabenin itap edilmesi normaldir, onların şanını eksiltmez. Sonra itap eden âyetler içinde, üç halife var da, Hazret-i Ali yok mu? O da eshabdan değil mi?

Allahü teâlâ, Resulüne, (Sana indirdiğim bu Kur’anı açıkla) buyuruyor. (Nahl 44)
Resulü açıklayarak buyuruyor ki:
(Ensarı müminden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez. Ensarı seveni Allah da sever, onlara buğzedene Allah da buğzeder.) [Buhari]

(Eshabımın hiçbirine dil uzatmayın. Onların şânlarına yakışmayan bir şey söylemeyin! Allah’a yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir avuç arpası kadar sevap alamaz.)
[Ebu Davud]

(Eshabıma dil uzatmakta Allah’tan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin! Onları seven, beni sevdiği için sever. Beni sevmeyen de onları sevmez. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur. Bunun da cezası gecikmeden verilir.)
[Buhari]

(Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.)
[Bezzar]

(Eshabımın ve akrabamın ve gösterdiğim yolda gidenlerin sevgisinde benim hakkımı koruyun! Onları sevmek suretiyle peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü teâlâ, dünyada ve ahirette belalardan, zararlardan korur. Peygamberlik hakkımı düşünmeyip, onları incitenleri, Allah sevmez. Allah’ın sevmediklerine de azap etmesi yakındır.)
[Taberani]

(Eshabımın ismini işitince, susun, şanlarına yakışmayan söz söylemeyin!)
[Taberani]

(Eshabımı kötüleyene Allah lanet etsin.)
[Taberani, Beyheki, Hakim]

(Eshabımın kusurlarını söylemeyin! Kalbleriniz onlara karşı değişir. Eshabımı iyilikle anın ki, kalbleriniz ülfet etsin!)
[Deylemi]

(Eshabım gibi hiç kimse İslamiyet’e hizmet edemez.)
[İ. Süyuti]

(Beni gören Müslüman, Cehenneme girmez.)
[Taberani]

(Eshabım arasında fitne çıkacak, o fitnelere karışanları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetleri hürmetine af ve mağfiret edecektir. Sonra gelenler, bu fitnelere karışan Eshabıma dil uzatarak Cehenneme girecektir.)
[Müslim]

(Eshabımı kötüleyen hariç, kıyamette, her müminin kurtulma ümidi vardır.)
[Hakim]

(Eshabımı kötüleyenler, Müslümanlıktan ayrılmış olur.)
[Beyheki]

(Allahü teâlâ, bana eshab ve akraba olarak en iyileri seçti. Birçok kimse, eshabıma ve akrabama dil uzatır, kötülemeye çalışırlar. Böyle kimselerle oturmayın! Birlikte yiyip içmeyin, bunlardan kız alıp vermeyin.)
[Dare Kutni]

Münafıklar için inen âyetler
Selefiyye ve necdi denilen sapık fırka, kâfirler için inen âyetleri Müslümanlara, Hurufiler ise, münafıklar için inen âyetleri, Eshab-ı kirama yüklüyorlar. Mesela, (Mücadele 8, Münafıkun 1, Muhammed 16 gibi)
Bu iftiralara Hucec-i katiyye kitabı şöyle cevap veriyor:

Önceleri, münafıkların sayısı çoktu. Sonra azaldı ve Resulullahın vefatına doğru, münafıklar, müminlerden ayırt edildiği. (Al-i İmran 179) da bildirilmiştir. Buhari’deki hadis-i şerifte de, (Demirci ocağı, demiri pasından ayırdığı gibi, Medine şehri de, münafıkları müminlerden ayırır) buyuruldu.

Aşağıdaki âyetlerle övülen eshab-ı kiramı, münafıklarla aynı kefeye koymak çok çirkindir:
(Sizler, en hayırlı ümmetsiniz.) [Âl-i İmran 110]

(Eshabın hepsi, birbirlerine karşı merhametlidir.)
[Feth 29]

(Mekke’nin fethinden önce ve sonra Müslüman olanların hepsine de, Hüsnayı
[Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]

(Allah, Eshabın hepsine Cenneti söz verdi.)
[Nisa 95]

(Allah, muhacir ve ensardan razı olmuş ve onlara Cenneti hazırlamıştır.)
[Tevbe 100]

Mücadele suresi 8. âyetinin bir kısmı münafıklar için, bir kısmı da Yahudiler için inmiştir. Âyette münafıkların gizli toplantı yaptıkları bildirildiği gibi, (Sana selam verdikleri zaman, Allah’ın, seni selamladığı gibi vermiyorlar) kısmı ile de Yahudiler azarlanmaktadır. Yahudiler, Resulullahın yanına geldikleri zaman, (Selamün aleyküm) yerine, (Samı aleyküm) derlerdi. Resulullah da (ve samı aleyküm) buyururdu. Bunun için, bu âyetin sonunda, (Yerleri Cehennemdir) buyuruldu.

Münafıkun suresinin, (Münafıklar, sana geldiği zaman) mealindeki ilk âyeti münafık Abdüllah bin Selul ve arkadaşları için indiği bütün tefsirlerde yazılıdır. Muhammed suresinin (Onlardan, seni dinleyenler, yanından çıktıkları zaman...) mealindeki 16. âyeti, münafıklar için gelmiştir. Çünkü Allahü teâlâ, müminleri, münafıklardan ayırarak, âyetin sonunda, (Onların kalblerini Allah mühürledi...) buyurmuştur. Bundan sonraki âyette de Eshab-ı kiramı kurtuluş ile müjdeledi. Said bin Cübeyr, “Muhammed suresinin (Kalblerinde hastalık olanları gördün) mealindeki 20. âyeti, münafıkları açıkça göstermektedir” buyurdu.

Huneyn gazvesindeki dağılmak da, kaçmak değil, bir harp oyunu idi. Her savaşta, buna benzer oyunlar olur. Sonra, bu dağılanlar, Eshab-ı kiramın büyükleri de değildi. Birkaç ay önce, Mekke’nin fethinde, azat edilmiş olan esirlerdi. Sonunun zafer olacağı belli idi. Hatta bu çekilmenin zafere yol açtığı, Tevbe suresinin, (Sonra, Resulüne ve müminlere sekine indirdi) mealindeki 20. âyeti ile bildirildi. Resulullah bunu bildiği için, o gün dağılanlara hiçbir şey söylemedi. Hiçbirine darılmadı.

Eshab-ı kiram aleyhine indiği söylenen âyetler, üç halife için inip de Hazret-i Ali’nin bundan istisna edildiğini bildirmiyor. Eğer bu âyet, eshab-ı kiramı suçluyorsa, o zaman Hazret-i Ali de suçlanmış olur.

[Görüldüğü gibi, sahabi düşmanlığı yapacağız diye Hazret-i Ali’ye de hücum ediyorlar ve hâşâ “Bir âyette eshabın tamamı övülüyor, bir âyette de suçlanıyor” diyerek Allah’ı tenakuzlu âyet göndermekle suçlamış oluyorlar.]

Allahü teâlâ, eshab-ı kiramdan razı olduğunu bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Allahü teâlânın bunlardan razı olması değişmez. Sonradan mürted olacak, kâfir olacak kimseden razı olmaz. Münafıklar, eshabdan değildir. Münafıklardan birkaçının, küfürlerini açıklamaları, eshab-ı kiramın mürted olması demek değildir.

Abdülaziz Dehlevi hazretleri buyurdu ki:
Eshab arasındaki münafıklar müminlerden ayrıldı.

Bir âyet-i kerime meali:
(Allah sizi kendi halinize bırakmaz. Habisi tayyibden [münafığı müminden] ayırır.) [Al-i İmran 179]

Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Medine şehri, münafıkları müminlerden ayırır.) [Buhari]

Hakiki imana kavuşan evliya bile mürted olmaz. Muhammed Masum hazretleri buyurdu ki:
(Tasavvuf büyüklerinde nefs de imana geldiği için, iman yok olmaktan korunmuştur. (Ya Rabbi, senden sonu küfür olmayan iman istiyorum) hadisi ve Nisa suresinin, (Ey iman edenler, iman edin) mealindeki 136. âyeti, hakiki imanı göstermektedir. Bu âyet (Hakiki imana kavuşun) demektir.) [2 / 61]

Senaullah-i Dehlevi hazretleri buyurdu ki:
Tasavvufta fena makamına kavuşan, muhakkak imanla ölür. Bekara suresinin, (Allah, imanınızı zayi etmez) mealindeki 143. âyet-i kerimesi ve (Allahü teâlâ, [Fena makamına kavuşan] kulların imanlarını geri almaz) hadis-i şerifi, hakiki imanın geri alınmayacağını göstermektedir. (İrşad-üd-talibin)

Allahü teâlâ, fena makamına kavuşmuş evliyanın imanını almadığına, yani mürted yapmadığına göre, evliyadan daha yüksek olan sahabiyi mürted yapar mı hiç?

Dinimiz zahire göre hüküm verir. Bir dinsiz, küfrünü gizleyip, “Müslümanım” dese, Müslüman kabul edilir ve Müslüman muamelesi görür. Salebe de münafık iken, Müslüman görünmüş; fakat, zekatı inkâr edince, münafıklığı meydana çıkmıştır. Daha önce Müslüman göründüğü için (mürted oldu) denilmiştir. Yoksa âyet-i kerimede bildirildiği gibi, hakiki imana kavuşan asla mürted olmaz. Vahiy katiplerinden de münafık yoktu. (Devamı var)